Gönderen Konu: Sakınılması Gereken Şeyler  (Okunma sayısı 2373 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Admin

  • Ziyaretçi
Sakınılması Gereken Şeyler
« : 13 Aralık 2005, 21:10:44 »
Sakınılması Gereken Şeyler
 

Bu bölümdeki üç ayet ve on yedi hadis-i şeriften müslümanların birbirler ini çekiştirmemeleri gerektiğini, bu işin ölü eti yemek gibi tiksindir ici olduğunu, bilinmeye n bir konunun arkasına düşülmemesi gerektiğini, çünkü göz, kulak ve kalbin yaptıklarından sorumlu tutulacak larını, insanın her söylediği sözün anında mutlaka gözetleyen ve kaydeden bir meleğin bulunduğunu ve kaydettik lerini, müslümanın mutlaka hayır söyleyip yahut susması gerektiğini, en değerli müslümanın başkalarının elinden ve dilinden emniyette olduğu kimse olduğunu, diliyle üreme organını korumaya söz verene Allah Rasulü'nün cennet sözü verdiğini, düşünmeksizin söylenen sözlerden dolayı kişinin cehenneme düşebileceğini, aynı şekilde Allah'ın hoşnud olduğu bir cümle söylemekle de ahirettek i derecenin artacağını, Rabbim Allah'tır diyerek dosdoğru olmanın gerektiğini, Allah'ı hatırlamaksızın geçireceğimiz hiçbir zaman olmadığını, kurtuluş reçetesinin aleyhte olacak şeylerden uzakta kalınmasını, günah ortamlarından uzak durulmasını, günahlarımız için pişmanlık gözyaşları dökülmesini, insanın bütün uzuvlarının dilden şikayetçi olduklarını, dil vasıtasıyla doğrulup yine onunla yamuklaşacaklarını, kişiyi cehennemd en uzaklaştırıp cennete sokacak amelin şirke düşmeksizin Allah'a kul olunması, namaz, zekat ve oruçla haccın yerine getirilme si olduğunu, gece yarısı kılınacak namazın günahları söndüreceğini, namazın ve cihadsız müslümanın müslümanlık olmayacağını, en tehlikeli uzvun dil olduğunu, onun korunması gerektiğini, gıybet edilmemes i gerektiğini, müslümanın müslümana kanı, canı ve namusunun haram olduğunu, insanları çekiştirme ve taklid yapmanın yasak olduğunu, gıybet yapanların kıyametteki cezalarının ne olduğunu öğreneceğiz. [1]

 

"Ey iman edenler! Birbirini z hakkında yersiz zanda bulunmakt an kaçının, çünkü bazı zan ve şüphe vardır ki, günahtır. Birbirini zin gizli yönlerini araştırmayın ve birbirini zi arkadan çekiştirmeyin. Biriniz ölü kardeşinin etini yemek ister mi? Hayır, siz ondan iğrenirsiniz. Öyleyse adam çekiştirmekten de öylece iğrenin ve yolunuzu Allah'ın  kitabıyla bulmaya çalışın. Şüphesiz Allah tevbeleri kabul eden ve acıyandır." (Hucurat: 49/12)

"Bilmediğin şeyin ardına düşme, çünkü kulak, göz ve kalp, hepsi sorumludu r. Kıyamette sorguya çekilecektir." (İsra: 17/36)

"İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen, dedikleri ni zapteden bir melek hazır bulunmasın." (Kaf: 50/18)

 

1514. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Nebî sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Allah'a ve âhiret gününe inanan, ya hayır söylesin ya da sussun."[2]

 

* Mü'min ve müslüman olduğunu söyleyen kimse daima insanlara faydalı olandır. Herşeyiyle faydalı olan müslüman diliyle de faydalı olmalıdır, faydalı olmayanla rsa veya zararı olanlarsa da susmalıdır. [3]

 

1515. Ebû Mûsâ radıyallahu anh şöyle dedi:

– Ey Allah'ın Resûlü! Hangi müslüman en üstündür? diye sordum.

– "Dilinden ve elinden müslümanların emniyette olduğu kimse" cevabını verdi.[4]

 

* Gerçek müslümanın elinden, dilinden müslümanlar zarar görmezler. Müslümanın yaşantısı ve ahlakı böyledir ve böyle olmalıdır. [5]

 

1516. Sehl İbni Sa'd radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Kim bana iki çenesi arasındaki (dili) ile iki budu arasındaki (üreme) organını koruma sözü verirse, ben de ona cennet sözü veririm."[6]

 

* İnsan hayatını büyük ölçüde etkileyen iki organ olan dil ile tenasül uzvu, kendileri ne has meşru sınırlar içinde tutulmalı ve kullanılmalıdır. Helal yolda ve sevap işleyecek tarzda kullanılmalarından dolayı cennete girebilec eği müjdesi verilmiştir. Bu demektir ki müslümanı cennetten mahrum bırakan iki organ bunlardır. [7]

 

1517. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre o, Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem'i şöyle buyururke n dinlemiştir:

"Kul, iyice düşünüp taşınmadan bir söz söyleyiverir de bu yüzden cehennemi n, doğu ile batı arasından daha uzak bir yerine düşer gider."[8]

 

* Bir önceki hadiste de belirtild iği üzere kişi dili vasıtasıyla haram mı helal mı, hayır mı şer mi, kötü mü iyi mi olduğunu bilmediği bir sözü söylemekle Cehennemi n doğu-batı arasından daha uzak bir tarafına atılabilir, bu söylediğiyle şirke, küfre, münafıklığa, sapıklığa düşmüş olacağından dolayı, kişi söyleyeceklerini İslamın kitap-sünnet terazisin de tartarak bin düşünüp bir söylemek modeliyle söylemesi uygun olmaktadır. Müslüman her ağzına geleni söylememelidir. Dilini tuttuğu için zarar gören kimse çok azdır, fakat diline hakim olamayıp şirke, küfre, nifaka düşenlerin sayısını tesbite imkan yoktur. Söylenecek sözün Allah'ın rızasını mı yoksa gazabını mı kazandıracağına çok dikkat edilmelid ir. [9]

 

1518. Yine Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Nebî salallall ahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Kul, Allah'ın hoşnut olduğu bir sözü önemsemeksizin söyleyiverir de Allah onun derecesin i yüceltir. Yine bir kul Allah'ın gazabını gerektire n bir sözü hiç önemsemeksizin söyleyiverir de Allah onu bu sözü sebebiyle cehennemi n dibine atar."[10]

 

* Küfür, şirk, nifak ve her türlü sapıklığa götürecek sözleri söylemeleri yüzünden Allah ya bu dünyada veya ahirette mutlaka cezasını verir.[11]

 

1519. Ebû Abdurrahm an Bilâl İbni'l–Hâris el–Müzenî radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Kul, Allah'ın hoşnut olduğu bir sözü söyler, fakat onunla Allah'ın rızâsını kazanacağı hiç aklına gelmez. Halbuki Allah, o söz sebebiyle, kendisine kavuştuğu kıyamet gününe kadar o kimseden hoşnut olur.

Yine bir kul da Allah'ın gazabını gerektire n bir söz söyler fakat o sözün kendisini Allah'ın gazabına çarptıracağını düşünmez. Oysa Allah, o kimseye o kötü söz sebebiyle kendisine kavuşacağı kıyamet gününe kadar gazap eder."[12]

 

* Allah'a ve Allah'ın dinine karşı gelmek suretiyle kişi cehennemi n dibine düşeceği gibi çok basit gördüğü bir işinden dolayı Allah'ı razı edebilir. [13]

 

1520. Süfyân İbni Abdullah radıyallahu anh şöyle dedi:

– Ey Allah'ın Resûlü! Bana kesinlikl e yapmam gereken bir iş söyle dedim. Efendimiz:

– "Rabbim Allah'tır de, sonra dosdoğru ol!" buyurdu. Ben:

– Ey Allah'ın Resûlü! Hakkımda (zararını göreceğimden) en çok endişe ettiğin şey nedir? dedim. Efendimiz, o güzel dilini eliyle tuttu ve:

– "İşte budur!" buyurdu.[14]

 

* Bir kelime veya bir cümleyle kişi Allah'ı gazaplandırarak küfre, şirke düşmez. Allah'ı gazaplandırmış olabilir, bu işte sadece dil vasıtasıyla gerçekleşir. İnsanları yüzüstü cehenneme yuvarlaya n tek ve küçük organ dildir. [15]

 

1521. İbn Ömer radıyallahu anhümâ "Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu" dedi:

"Allah'ı anmaksızın çok konuşmayın. Allah'ın zikri dışında çok söz söylemek, kalbi katılaştırır. Katı kalpli olanların ise, Allah'dan en uzak kimseler olduğu kesindir."[16]

 

* Allah ve dinini hatırlatan herşey faydalı ve kişiyi rahatlatır. Onun dışında söylenen diğer sözler kalbi katılaştırıp stres ve bunalımları artırır.[17]

 

1522. Ebû Hüreyre radıyallahu anh, "Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu" demiştir:

"Allah kimi, iki çenesi ve iki budu arasındakinin şerrinden korursa, o kişi cennete girer."[18]

 

1523. Ukbe İbni Âmir radıyallahu anh şöyle dedi:

– Ey Allah'ın Resûlü! Kurtuluş (sebebi) nedir? dedim.

– "Aleyhine olacak sözlerden dilini tut, evinde kalmayı yeğle, kendi günahın için pişmanlık duyarak göz yaşı dök!" buyurdu.[19]

 

* Müslümanın 24 saatlik nefis muhasebes inde yapacağı işler tekrarlanıyor. [20]

 

1524. Ebû Said el–Hudrî radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Nebî sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"İnsan sabahlayınca, bütün organları dil'e baş vurur ve (âdeta ona) şöyle derler: Bizim haklarımızı korumakta Allah'dan kork. Biz ancak senin söyleyeceklerinle ceza görürüz. Biz, sana bağlıyız. Eğer sen doğru olursan, biz de doğru oluruz. Eğer sen eğrilir, yoldan çıkarsan biz de sana uyar, senin gibi oluruz."[21]

 

* Günlük hayatın başlama saati olan sabahın erken saatlerin den başlıyarak tüm insanın uzuvlarının kendi aleyhleri ne olacak bir söz söylememesi için başvurdukları dilin insan vücudu üzerindeki etkinliğinin temsîlî bir anlatımıdır bu hadis. Dil kalbin tercümanıdır, o sebeple 588 numaralı hadisle açıklanan gerçekle bu hadisin bir zıdlığı yoktur. Çünkü dilin dışarı vurdukları aslında kalpte oluşan karar, arzu ve meyillerd en ibarettir . Kalp bedenin reisidir, tüm organları etkiler. Dil kalbin sözcüsüdür. (Müsned III, 198'de "Kalbi dürüst olmadıkça kulun imanı doğru olmaz. Dili doğru olmadıkça da kalbi doğru olmaz" hadisi bu gerçeği ortaya koymuş oluyor. Kişi sözünün esiridir. Ağızdan çıkan her söz diğer organları da bağlar. Dile hakim olup onu Allah ve Rasulü'nün istediği doğrultuda kullanmak dünya ve ahiret mutluluğu için vazgeçilmez şartlardandır. [22]

 

1525. Muâz İbni Cebel radıyallahu anh şöyle dedi:

– Ya Resûlallah! Beni cennete girdirece k, cehennemd en uzaklaştıracak bir iş (amel) söyle bana, dedim.

– "Çok büyük bir şey istiyorsu n. Ancak bu, Allah'ın kolay kıldığı kişi için pek kolaydır: Hiçbir şeyi ortak koşmadan yalnızca Allah'a kulluk edersin. Namazı dosdoğru kılarsın. Zekâtı verirsin. Ramazan orucunu tutarsın. Gücün yeter, imkân bulabilir sen hacceders in" buyurdu. Sonra sözüne devamla:

"Şimdi sana hayır kapılarını haber vereyim mi?: Oruç kalkandır. Sadaka, suyun ateşi söndürmesi gibi günahın azâbını söndürür. Kişinin gece yarısı kıldığı namaz da günahı söndürür" buyurdu.

Bundan sonra Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem "Korkuyla ve umutla Rablerine kulluk ettikleri için vücutları yataklarından uzak kalır ve kendileri ne verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar . Yaptıklarına karşılık olarak, onlar için ne mutlulukl ar saklandığını hiç kimse bilemez" (Secde: 32/16, 17) âyetini okudu.

Daha sonra Resûl–i Ekrem şöyle buyurdu:

 – "Sana bütün işlerin başını, ana direğini ve doruk noktasını bildireyi m mi?" Ben:

– Evet, bildirini z Ya Resûlallah! dedim.

– "İşin başı İslâm, direği namaz, doruğu cihaddır" buyurdu.

Sonra:

– "Sana bütün bunların kıvamının kendisine bağlı olduğu şeyi (can damarını) bildireyi m mi?" dedi.

 Ben:

– Evet, bildir Ya Resûlallah! dedim. Bunun üzerine Hz. Peygamber dilini tuttu ve:

– "Şunu koru!” buyurdu. Ben:

– Ya Resûlallah! Biz konuştuklarımızdan da sorgulana cak mıyız? dedim.

– "Annen yokluğuna yansın ey Muaz! İnsanları yüzüstü cehenneme sürükleyen, ancak dillerini n ürettikleridir!" buyurdu.[23]

 

* İslamsız hiçbir şeyin anlamı ve kıymeti yoktur. Müslümanlar yaptıkları güzel işlerin sonuçlarını güzelce görebilmeleri için dillerini tutmak mecburiye tindedirl er. İnsan hem dünyada, hem ahirette sıkıntıya sokan şey, dilinden kontrolsüz dökülen sözlerdir. Dolayısıyla diline dikkat etmelidir . [24]

 

1526. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

– "Gıybet nedir, bilir misiniz?"

– Allah ve Resûlü daha iyi bilir, dediler. Hz. Peygamber:

– "Gıybet, din kardeşini hoşlanmadığı bir şey ile anmandır" buyurdu.

– Söylenen ayıp eğer o kardeşimde varsa, ne dersiniz?" diye soruldu.

– "Eğer söylediğin şey onda varsa gıybet ettin; yoksa, o zaman ona iftira ettin demektir," buyurdu.[25]

 

1527. Ebû Bekir radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem, Vedâ haccında Mina'da kurban kesme gününde îrad ettiği hutbesind e şöyle buyurdu:

"Bu gününüz, bu ayınız ve bu beldeniz saygı değer ve dokunulma z olduğu gibi (aranızda) kanlarınız, canlarınız ve namusunuz da saygı değer ve dokunulma zdır. Tebliğ ettim mi?"[26]

 

* Bu sayılanlar sadece müslümana mahsus olan başka din mensuplarında bulunmaya n hususiyet lerdir. [27]

 

1528. Âişe radıyallahu anhâ şöyle dedi:

–Ey Allah'ın Resûlü! Safiyye'nin şöyle şöyle oluşu sana yeter, dedim. –Ravilerden biri, bu sözle Hz. Âişe'nin, onun kısa boylu oluşunu kastettiğini söylüyor–. Bunun üzerine Hz. Peygamber:

– "Ey Âişe! Öyle bir söz söyledin ki, eğer o söz denize karışsa idi onun suyunu bozardı" buyurdu.

Âişe dedi ki, ben bir başka gün de kendisine bir insanın durumunu takliden hikâye etmiştim. Bunun üzerine de Hz. Peygamber:

– "Bana dünyanın en kıymetli şeylerini verseler, ben yine de bir insanı hoşlanmayacağı bir şekilde taklid edip anmayı kesinlikl e istemem" buyurdu.[28]

 

* Bir kimseyi hoşlanmayacağı bir şekilde anmak gıybettir. Tek kelimeyle bile olsa gıybet gıybettir, günahı büyüktür. Gıybet sadece sözle değil, el, kol, göz-kaş hareketle riyle de olabilir. Bütün gıybet çeşitleri yasaklanmıştır. (Bkz. Hucurat: 49/12) [29]

 

1529. Enes radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Mi'raca çıkarıldığımda ben bakırdan tırnaklarla yüzlerini ve göğüslerini tırmalayan bir topluluğun yanından geçtim.

– Ey Cebrâil! Bunlar kimlerdir? diye sordum."

– Bunlar, (gıybet etmek suretiyle) insanların etlerini yiyenler ve onların şeref ve namuslarıyla oynayanla rdır, cevabını verdi.[30]

 

* Kılıç yarası iyi olur. Dil yarası iyi olmaz. Yani tesiri çok uzun zaman kalır. Bu sebeple her müslümanın kanı, malı, canı ve namusu birbirler ine haramdır. Müslümanların dokunulma z haklarına yapılacak sözlü veya fiili tecavüz büyük suçtur. Bu sebeple gıybet müslümanın hakkına tecavüz sayıldığı için yasaklanmıştır. [31]

 

1530. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Her müslümanın öteki müslümana kanı, ırzı (namusu) ve malı haramdır!"[32]

 

255) Gıybet Dinleme Yasağı, Gerektiğinde O Toplantıyı Terketme Gereği
 

Bu bölümdeki dört ayet ve üç hadisi şeriften, müslümanın boş söz işittiğinde ondan yüz çevirmesi gerektiğini, kulak, göz ve bütün uzuvların sorumlu olacaklarını, ayetler ve din hakkında ileri geri konuşanların yanında durulmama sı gerektiğini, din kardeşinin ırz ve namusunu gıybet edene karşı kim savunursa onun da Allah tarafından cehennemd en korunacağını, dış görünüşüyle müslüman olduğu bilinen bir kimseye münafık denemeyec eğini, yine bir müslümanın yüzüne karşı söylenemeyecek bir sözün arkasından da söylenmemesi gerektiğini öğreneceğiz. [33]

 

"Onlar ki, boş ve anlamsız söz işittikleri zaman ondan, yüz çevirip bizim işlediklerimizin hesabı bize; sizin yapıp ettikleri nizin cezası da size ait derler..." (Kasas: 28/55)

"Onlar ki boş, anlamsız söz ve işlerden yüz çevirirler." (Mü'minun: 23/3)

"Bilmediğin şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve kalb hepsi sorumludu r, kıyamette sorguya çekilecektir." (İsra: 17/36)

"Şimdi mesajlarımız hakkında ileri-geri konuşan, kimselere rastladığın zaman, bu kimseler başka değişik konulara geçinceye kadar onlardan uzak dur. Eğer şeytan sana yapman gerekeni unutturur sa, hiç değilse hatırladıktan sonra artık varoluş gayesine aykırı hareket eden böyle bir topluluğun içinde yer alma." (En'am: 6/68) Ayrıca Bkz. Nisa: 4/140.

 

1531. Ebû'd–Derdâ radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Nebî sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Kim, (din) kardeşinin ırz ve namusunu onu gıybet edene karşı savunursa, Allah da kıyamet günü o kimseyi cehennemd en korur."[34]

 

* Gıybet etmek haramdır, dinlemek de haramdır. Bunun için öyle bir mecliste bulunan kimse gıybet edene engel olmalıdır. Bu hadis gıybeti yapılan müslümanı savunmanın ahirettek i sonucunu bildirmek tedir. Müslümanın ırz, namus, haysiyet ve şerefine söz söylememek bir görev, söyletmemek ise ayrıca bir görevdir. Bir müslümanı bu yönde koruyanı Allah da yarın cehennemd en korur. Dinimiz böylece insanın haysiyet ve şerefine çok büyük önem vermiştir. [35]

 

1532. İtbân İbni Mâlik radıyallahu anh'den "Allah'ın Rahmetini Ümit Etmek" bahsinde geçen uzun hadisinde rivayet edildiğine göre şöyle dedi:

(Bizim evde) Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem kalkıp namaz kıldırdı. (Namazdan sonra otururken) cemaattan biri:

– Mâlik İbni Duhşûm, nerede? dedi. Bir başkası:

– O Allah ve Resûlünü sevmeyen bir münâfıktır, dedi.

Bunun üzerine Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem:

– "Öyle deme! Görmüyor musun o, Allah'ın rızasını dileyerek Lâ ilâhe illallah diyor. Rızasını umarak Lâ ilâhe illallah diyen kimseyi Allah, cehenneme haram kılmıştır" buyurdu.[36]

 

1533. Kâ'b İbni Mâlik radıyallahu anh'den tövbe mâcerasına dair "Tevbe" bahsinde geçen uzunca hadisinde rivayet edildiğine göre şöyle dedi: Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem Tebük'te ashâbı arasında otururken:

– "Kâ'b İbni Mâlik ne yaptı?" diye sormuş. Benî Selime'den bir adam:

– Ya Resûlallah! Elbiseler ine ve sağına soluna bakıp gururlanm ası onu Medine'de alıkoydu, demiş. Bunun üzerine Muâz İbni Cebel ona:

– Ne kötü söyledin! diye çıkışmış, sonra da Peygamber aleyhisse lâm'a dönerek:

– Yâ Resûlallah! Biz onun hakkında hep iyi şeyler biliyoruz, demişti. Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem ise, hiçbir şey söylememiş, sükût etmişti.[37]

 

256) Gıybetin Mübah Olabileceği Haller
 

Bu bölümdeki beş hadis-i şerif ve İslamın bu konudaki hükümlerinden zulüm gören kimsenin zulüm gördüğü kimseyi şikayet etmesinin gıybet olmayacağını, kötülüğün önlenmesi için yardımlaşılırken bunun bu kötülüğünü önleyelim denilmesi, dünürlük, ortaklık, komşuluk vb. işlerde danışılan kimsenin bildiğini gizlememe si öğüt ve nasihat maksadı güdülen tavsiyele rin hepsinde günahkarlığı ve bid'atçiliği açık olan kimsenin içinde bulunduğu halleri söylemek, bir de tarif için topal, aksak, şaşı diyerek tanıtma yollarının gıybet sayılmayacağını öğreneceğiz. [38]

 

1534. Âişe radıyallahu anhâ'dan rivayet edildiğine göre bir adam Hz. Peygamber'in yanına girmek için izin istedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber:

– "Kabilesin in kötü adamıdır ama, izin verin ona" buyurdu.[39]

 

1535. Yine Âişe radıyallahu anhâ'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Falan ve falanın dinimizde n birşey bildikler ini sanmam."[40]

 

1536. Fâtıma Binti Kays radıyallahu anhâ şöyle dedi:

Nebî sallallah u aleyhi ve sellem'e geldim ve:

– Ebü'l–Cehm ve Muâviye İbni Ebû Süfyân beni istiyorla r (ne dersiniz) dedim. Bunun üzerine Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem:

– "Muâviye malı olmayan fakirin biridir. Ebü'l–Cehm ise, sopasını omuzundan indirmez" buyurdu.[41]

 

Müslim’in bir rivâyetinde “Ebu’l–Cehm, kadınları çokca döven biridir” ifadesi bulunmakt adır.

 

* Mübah olan yani söylenebilen gıybet türü şu yollarda caizdir:

1. Zulme uğrayanın kendisine yardımcı olabilece k kimseye yapılan açıklama,

2. Kötülüğün önlenmesi için yetkilile re o işten alıkonulması için haber vermesi,

3. Müslümanı şerden sakındırmak ve iyiliğini istemek için nasihat,

4. Fasık ve bid'atçılığı açık olan kimsenin durumunu anlatmak ve ihbar için,

5. Bir insanı tarif edebilmek için kör, şaşı, topal, çolak vb. ifadeler,

6. Dünürlük, ortaklık, komşuluk vb. işlerde doğru bildiğini söylemek,

7. Hadis ravisi durumunda olan bir kimsenin durumunu ihbar etmek veya dini bid'atçı bir kimseden öğrenmeye çalışan talebeye nasihat ederek o kimsenin durumunu söylemek gıybet sayılmaz.

8. Müslümanları uyarmak ve muhtemel zararlard an korumak maksadıyla bazı kimseler hakkında bazı bilgileri açıklamak da gıybet sayılmaz.

9. Peygamber imiz 1533 nolu hadis ile din hakkında bilgisi olmayanla rın halkı yanıltmasını önleyici açıklama yaptığını da görüyoruz. 1534 nolu hadiste ise dünürlük yapan bir kimsenin gerçek bildiği yönünü bildirmes i gerektiğini öğreniyoruz. [42]

 

1537. Zeyd İbni Erkam radıyallahu anh şöyle dedi:

Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem'in maiyyetin de bir sefere çıkmıştık. Müslümanlar büyük bir yokluk ve sıkıntı içindeydi. Asker arasında bulunan Abdullah İbni Übey, yandaşlarına:

– Allah'ın elçisinin çevresindekilere sakın bir şey vermeyin ki, onu terketsin ler. Eğer Medine'ye dönersek, güçlü olanlar güçsüzleri oradan mutlaka çıkarıp atacaktır, dedi.

Ben de gidip bu olayı Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem'e haber verdim. Peygamber aleyhisse lâm Abdullah'a adam gönderip durumu soruşturdu. O böyle bir söz söylemediğine dair yemin üstüne yemin etti. Bunun üzerine sahâbîlerden bazıları "Zeyd, Hz. Peygamber'e yalan söyledi" dediler. Allah Teâlâ, benim doğru söylediğimi tasdik eden "Münâfıklar sana geldikler i zaman…" diye başlayan Münâfıkûn sûresi'ni Nebî sallallah u aleyhi ve selleme indirince ye kadar, onların bu sözlerinden dolayı son derece üzüldüm. Daha sonra, Hz. Peygamber kendileri ne istiğfar etmek için onları davet etti, fakat onlar buna da yanaşmadılar.[43]

 

* Münafikun suresinin sebeb-i nüzulu olan bu hadise Zeyd'i tasdik edip münafıkların kesin yalan söylediklerini haber veren bu sure gelince, peygamber imiz Zeyd'i çağırıp kulaklarını okşayarak, "Allah kulaklarını doğruladı" buyurmuştur. Cephede ve diğer zamanlard a İslam ordusu aleyhinde ki söz ve faaliyetl eri komutana haber vermek gereklidi r. Münafıklığı belli olan kimseleri n söz ve davranışlarını yetkilile re ulaştırmak gıybet değildir. [44]

 

1538. Âişe radıyallahu anhâ şöyle dedi:

Ebû Süfyân'ın hanımı Hind, Nebî sallallah u aleyhi ve sellem'e:

– Ey Allah'ın Resûlü! Ebû Süfyân çok cimri bir adam. Onun haberi olmadan benim aldığım dışında bana ve çocuğuma yetecek derecede bir şey vermiyor. (Benim bu yaptığım doğru mu? ) dedi. Hz. Peygamber de:

– "Örfe göre kendine ve çocuğuna yetecek kadar al!" buyurdu.[45]

 

* Bir durum hakkında fetva almak veya o işte ne yapılacağını öğrenmek için bir kimseyi içinde bulunduğu vasıflarla anmak da gıybet değildir. Ailenin reisi örfe göre hanımının ve çocuklarının nafakasını temin etmekle yükümlüdür. [46]

 

257) İnsanlar Arasında Söz Taşımanın Yasaklığı
 

Bu bölümdeki iki ayet ve üç hadisten; laf taşıyanlara itaat edilmemes i gerektiğini, her söylenmekte olan sözün mutlaka kaydedilm ekte olduğunu, laf taşıyanların cennete giremeyec eklerini ve bu yüzden kabir azabı çeken kimseler olduğunu öğreneceğiz. [47]

 

"O halde itaat edip uyma çok yemin edip duran alçaklara, ayıp arayan kovuculuk la söz getirip götürenlere, hayra engel olan saldırgan günahkarlara..." (68 Kalem, 10-12)

"İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen ve dedikleri ni kayda geçiren bir melek bulunmasın." (50 Kaf, 18)

 

1539. Huzeyfe radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Koğuculuk yapan cennete giremez."[48]

 

* İnsanların arasını bozmak için laf götürüp getiren kimsenin asla cennete giremeyec eği böyle bir ahlaki düşüklüğün müzevircilik ve koğuculuğun ne kötü bir düşük ahlak olduğu belirtilm ektedir. [49]

 

1540. İbni Abbâs radıyallahu anhümâ şöyle dedi:

 Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem yanından geçmekte olduğu iki mezar hakkında şöyle buyurdu:

– "Bu ikisi, kendileri nce büyük olmayan birer günahtan dolayı azâb görüyorlar. Evet, aslında (günahları) büyüktür. Biri koğuculuk yapardı. Diğeri ise, idrarından sakınmaz, iyice temizlenm ezdi."[50]

 

* Koğuculuk yapanın mezarda da rahat olmayıp azablandırılacağı beyan edilen bu hadiste görülen azabın kendileri nce büyük olmadığını, fakat gerçekten büyük olduğunu Peygamber imiz bildirmiştir. Bugün pekçok müslüman işledikleri günahları küçük görüyorlar. Bir iki damla değil mi, ne olacak diye küçümserler. Bir iki söz değil mi, ne çıkar bundan diye davranırlar. Nur: 24/15'de belirtild iği gibi Hz. Aişe validemiz e iftira edilmesi dolayısıyla bazı müslümanların yaptıklarını önemsiz saymalarını halbuki bu ayetle büyük bir suç işlendiğinin bildirilm esi de bu gerçeği hatırlatır. İnsanlar küçük görecekleri, değer vermedikl eri bazı şeyler dolayısıyla azaplandırılıyorlar. [51]

 

1541. İbni Mes'ud radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Nebî sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

– "Size el–adh kelimesin in ne demek olduğunu söyleyeyim mi? O, insanların arasını bozmak için laf taşımak demektir."[52]

 

258) İdarecilere Söz Taşıma Yasağı
 

Bu bölümdeki ayet ve hadisten idareci ve yönetici durumda olan kişilere ispiyoncu luk yapmanın hoş karşılanmadığını öğreneceğiz. [53]

 

"...Kötülüğü ve düşmanlığı artırmada yardımlaşmayın..." (Maide: 5/2)

 

1542. İbni Mes'ûd radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Ashâbımdan hiç kimse, bir diğeri hakkında hoşlanmayacağım bir şeyi bana ulaştırmasın. Zira ben, gönül huzuru ile sizin yanınıza çıkmak istiyorum ."[54]

 

* İdareci durumunda olan kişiye umuma aid düzeltilmesi gerekli aksaklıkların duyurulma sı gerekir, burada yasaklana n husus tek kişi veya kişilerin durumlarıyla alakalı hususlar idareci durumunda olan kişiye ulaştırılırsa idareci gönül huzuru açısından rahat olamayacağını, halbuki onların toplumun karşısına rahat bir şekilde çıkmasının esas olduğunu ortaya koymaktadır

Bu hadisten bazı alimlerim iz Rasûlullah (s.a.v.)'ın ashabından razı olarak dünyadan ayrılmak istediği, onlardan hiçbirine karşı içinde bir kırgınlık bulunmama sını arzu ettiği anlamını çıkarmışlardır.

Doğması muhtemel bir kötülük söz konusu olmadıkça halkın işlerini yöneticilere ulaştırmak doğru değildir. [55]

 

259) İki Yüzlülüğün Kötülenmesi
 

Bu bölümdeki bir ayet ve iki hadis-i şeriften insanların iki yüzlülüklerini herkesten gizleyebi lecekleri ni, fakat Allah'tan gizlemele rinin mümkün olmadığını, insanların da madenler gibi cins cins değişik karakterl erde olduklarını, en kötü insanların iki yüzlü kimseler olduğunu, idarecile re yanlarında başka türlü, yanlarından çıkınca başka türlü konuşmanın Rasûlullah (s.a.v.) zamanında nifak alameti sayıldığını öğreneceğiz. [56]

 

"Onlar yaptıklarını insanlard an gizleyebi ldiler ama Allah'tan gizleyeme zler. Çünkü gecenin karanlığında Allah (c.c.)'ın razı olmadığı düşünce ve inançları her ne zaman tasarlasa lar, Allah onların yanı başındadır ve Allah onların tüm yaptıklarını ilmiyle kuşatır. Sizler belki bu dünya hayatında onları savunabil irsiniz, ya kıyamet günü kim onları Allah'a karşı savunacak, kim onların vekili olacaktır." (Nisa: 4/108-109)

 

1543. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Siz insanları madenler (gibi cins cins) bulursunu z. Onların Câhiliye döneminde hayırlı ve değerli olanları, şayet dini hükümleri iyice hazmederl erse İslâmiyet devrinde de hayırlıdırlar. Siz yine en hayırlı kişileri, yöneticilik işinden hiç hoşlanmayanlar olarak bulursunu z. Siz, en kötü kişileri de iki yüzlüler olarak bulursunu z ki onlar, birilerin e bir yüzle diğerlerine bir başka yüzle gider gelirler."[57]


Admin

  • Ziyaretçi
Ynt: Sakınılması Gereken Şeyler
« Yanıtla #1 : 13 Aralık 2005, 21:11:14 »
1544. Muhammed İbni Zeyd'den nakledild iğine göre bazı kişiler, dedesi Abdullah İbni Ömer radıyallahu anhümâ'ya gelip:

– Biz idarecile rimizin yanına girer ve onlara karşı, oradan çıktığımız zaman söylediklerimizin tam tersi sözler söyleriz, dediler. Bunun üzerine Abdullah İbni Ömer:

– Bu sizin yaptığınızı biz, Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem zamanında iki yüzlülük sayardık, cevabını verdi.[58]

 

* İki yüzlü davrananl ar insanların en kötüleridir. (4/143) Cehennemd e en derinde yanacakla rdır. İkiyüzlülük ashab tarafından münafıklık olarak değerlendirilmiştir. Müslüman her zaman ve her yerde mert, doğru sözlü ve dürüst davranışlı olmalıdır. [59]

 

260) Yalan Söylemenin Haram Oluşu
 

Bu bölümdeki iki ayet ve beş hadis-i şeriften, gerçek bilgi sahibi olunmayan şeyin ardına düşülmemesi gerektiğini, insanın her söylediği sözün her an kaydedici melekler tarafından kaydedild iğini, sözde ve işte doğru olmanın hayırlara vesile olduğunu, hayatı boyunca doğru dürüst olanın doğrulardan yazılacağını, hayatı boyunca yalancılık yapanın da meslek edindiği yalancılardan yazılacağını, münafıkta bulunan alametler i, değil gerçekleri, rüyaları bile saptırarak yalan söyleyenlere ahirette zor işler verileceğini, başkalarının duyması istenmeye n sözü dinlemeye çalışanın kulağına eritilmiş kurşun döküleceğini, canlı resim yapanlara kıyamette bunun canını ver deneceğini, Rasululla h'ın rüyasında gördüğü bazı gerçekleri nasıl yorumladığını öğreneceğiz. [60]

 

"Bilmediğin şeyin ardına düşme, çünkü kulak, göz ve kalp hepsi sorumludu r. Kıyamette sorguya çekilecektir." (İsra: 17/36)

"İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında onu gözetleyen, dedikleri ni kayda geçiren bir melek hazır bulunmasın." (Kaf: 50/18)

 

1545. Abdullah İbni Mes'ûd radıyallâhu anh''den rivâyet edildiğine göre Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

– "Şüphesiz ki sözde ve işte doğruluk hayra ve üstün iyiliğe yöneltir. İyilik de cennete iletir. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddîk (doğrucu) diye kaydedili r. Yalancılık yoldan çıkmaya (fucûr) sürükler. Fucûr da cehenneme götürür. Kişi yalancılığı meslek edinince Allah katında çok yalancı (kezzâb) diye yazılır".[61]

 

1546. Abdullah İbni Amr İbni'l–Âs radıyallahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre Nebî sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Dört huy vardır ki bunlar kimde bulunursa o kişi tam münâfık olur. Kimde de bu huylardan biri bulunursa, onu terkedinc eye kadar o kişide münâfıklıktan bir sıfat bulunmuş olur:

Kendisine bir şey emânet edildiği zaman ona ihanet eder.

Konuştuğunda yalan söyler.

Söz verince sözünden döner.

Düşmanlıkta haddi aşar, haksızlık yapar."[62]

 

1547. İbni Abbâs radıyallahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre Nebî sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Kim görmediği bir rüyayı gördüm deyip anlatırsa, âhirette yerine getirmesi mümkün olmayan bir işe, iki arpa tanesini birbirine düğümleme cezasına çarptırılır.

Kim, bir topluluğun duyulmasını istemedik leri bir sözü öğrenmeye çalışır (kulak hırsızlığı yapar)sa, kıyamet günü kulaklarına eritilmiş kurşun dökülür.

Kim de herhangi bir canlının resim (ve heykelini) yaparsa, o da kıyamette, yapamayac ağı halde, "haydi buna can ver " diye zorlanara k azâb edilir."[63]

 

1548. İbni Ömer radıyallahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre Nebî sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"En büyük yalan, görmediği düşü gördüm diye kişinin gözlerine iftira etmesidir ."[64]

 

* Görmediği bir rüyayı gördüm diyerek kendi gözlerine iftira edenler ve onları kendi yalanlarına şahid tutmaları büyük bir günahtır, bunun için iki arpayı düğümlemekle cezalandırılacaklardır.

Bir şahsın veya topluluğun duyulmasını istemedik leri bir konuşmayı dinleyen veya bir cihana kaydedip ortaya dökenler kıyamet günü kulaklarına eritilmiş kurşun dökülmek suretiyle cezalandırılırlar.

Yine canlı yaratıkların resim ve heykeller ini yapan kimselere de “haydi bu yaptıklarınızın canını verin” diye yapamayac akları bir teklifle azap edilecekl erdir.

Bu üç husus ta sahtecili k ve sahtekarlıktır. Her biri kendisine uygun bir ceza ile cezalandırılacaklardır. Müslüman gerçeklerin peşinde olmalı, her türlü sahtecili kten uzak durmalıdır. Sanat ve sanatkarlık adı altında sahteciliği meşrulaştırmak mümkün değildir, haramdır. [65]

 

1549. Semüre İbni Cündeb radıyallahu anh şöyle dedi:

Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem, ashâbına:

– "Düş göreniniz var mı?" diye sorup, "gördüm" diyenin düşünü, Allah'ın dilediği şekilde yorumlardı. Bir sabah bize şöyle buyurdu:

– "Bu gece düşümde bana iki kişi gelerek "haydi yürü, gidiyoruz" dediler. Ben de onlarla beraber gittim. Yanı üzerine yatmış bir adamın yanına vardık. Elinde bir kaya parçası bulunan bir başka adam, onun başı ucunda ayakta duruyor, elindeki kayayı, yanı üzerine yatmış olan adamın tepesine indiriyor, başını yarıyordu. Taş yuvarlanıp gidiyor, adam taşı arkasından koşup alıyor, o geri gelinceye kadar ötekinin başı iyileşiyor, eski haline geliyordu . Adam, önce yaptığını aynen tekrarlayıp duruyordu . Ben yanımdakilere:

– “Sübhânellah! Bu nedir?” dedim.

–Yürü, yürü hele dediler. Yürüdük. Derken sırt üstü yatmış bir adamın yanına vardık. Başucunda da, elinde demir çengel bulunan bir başkası duruyordu . Bu adam, yatan kişinin bir tarafına geçip elindeki çengelle avurdunu, burnunu ve gözünü ta ensesine kadar yarıyor sonra öbür tarafına geçip orasını da aynı şekilde parçalıyordu. Bir tarafını yarıncaya kadar önceki yardığı taraf eski haline geliyor adam da sürekli aynı şekilde parçalamaya devam ediyordu. Ben:

– “Sübhânellah! Bunlar ne ? dedim.

– Yürü, yürü hele! dediler. Yürüdük. Fırın gibi bir yapıya vardık.

(Râvi diyor ki, sanıyorum Peygamber Efendimiz sözlerine şöyle devam etti:)

Orada ne söylenildiği anlaşılamayan çığlıklar, feryadlar birbirine karışıyordu. O yapının içinde çıplak bir sürü erkek ve kadınların bulunduğunu anladık. Altlarından alevler geldikçe, onlar çığlık atıyor, feryat koparıyorlardı. Ben:

– Bunlara ne oluyor? dedim.

– Yürü, yürü hele! dediler. Yürüdük. Nihayet bir nehire vardık. (Ravi, herhalde "kan kırmızısı bir nehir" buyurdu, diyor. ) Nehrin içinde yüzen bir adam, kıyısında da yanına birçok taş yığmış bir başka adam… Nehirde yüzen kişi, yüzeceği kadar yüzdükten sonra kıyıya geliyor ve ağzını açıyordu. Kıyıdaki adam da onun ağzına bir taş koyuyor, yüzen kişi dönüp yüzmesine devam ediyor, sonra dönüp yine kenara geliyor, ağzını açıyor öteki de ağzına bir taş daha atıyor, o da dönüp gidiyordu . Ben, yanımdaki iki kişiye:

– "Bu ikisinin hali nedir böyle? dedim.

– Yürü, yürü hele! dediler. Yürüdük. Çirkin –gördüğünüz adamların en çirkini de diyebilir siniz– bir adamın yanına vardık. Adam, sürekli ateş yakıyor ve ateşin etrafında dolanıp duruyordu . Ben:

– "Bu adam neci?" dedim.

– Yürü, yürü hele! dediler. Yürüdük; içinde baharın tüm çiçek çeşitlerinin bulunduğu geniş yemyeşil bir bahçeye vardık. Bahçenin ortasında gayet uzun boylu bir adam vardı. O kadar ki, göğe uzanan başını nerede ise göremeyecektim. Adamın etrafında, hayatımda hiç görmediğim kadar çok çocuk bulunuyor du. Ben:

– "Bu adam ve bu çocuklar kim, (ne yapıyorlar)?" dedim.

– Yürü, yürü hele! dediler. Yürüdük, Gide gide büyük bir ağaçlığa vardık ki ben onun gibi güzel ve geniş bir ağaçlık görmüş değilim. Beni götürenler, "Gir oraya!" dediler. Birlikte girdik ve bir tuğlası altın bir tuğlası gümüşten örülmüş bir şehirle karşılaştık. Şehrin kapısına varıp açılmasını istedik. Kapı açıldı, biz de girdik. Bizi, vücutlarının yarısı bugüne kadar gördüklerinizin en güzeli, diğer tarafı bugüne kadar gördüklerinizin en çirkini birtakım adamlar karşıladı. Yanımdaki iki kişi onlara:

– Gidip şu nehre girin! dediler. Bir de ne göreyim, suyu süt gibi, bembeyaz, enine doğru akan bir nehir. Adamlar gidip nehre girdiler sonra çıkıp yanımıza geldiler. Çirkinlikleri tamamen gitmiş, hepsi de son derece güzelleşmişlerdi.

 Resûl–i Ekrem sallalahu aleyhi ve sellem sözlerine şöyle devam etti:

Beni götüren iki kişi bana:

– Burası adn cennetidi r, şurası da senin konağındır, dediler. Başımı kaldırıp baktım, bir de ne göreyim; beyaz buluta benzeyen bir köşk.

– İşte burası senindir, dediler. Ben o iki kişiye:

– "Allah size büyük hayırlar ihsan etsin, bırakınız da beni oraya gireyim, " dedim.

– Hayır, şimdi değil! Sen oraya daha sonra gireceksi n, dediler. Bunun üzerine ben:

– "Bu gece boyunca hayret verici çok şey gördüm. Gördüklerimin anlamı nedir?" dedim. Onlar:

– Anlatalım, dediler ve anlattılar:

– "İlk önce yanına vardığın kafası taşla yarılan adam var ya, o, Kur'an'ı öğrendiği halde terkeden ve farz namaz vaktini uyku ile geçiren kimsedir.

Avurdu, burnu ve gözleri demir çengelle yarılan adam, evinden çıkıp etrafa yalanlar yayan kişidir.

Fırın içindeki çıplak erkek ve kadınlar ise, zina eden erkek ve kadınlardır.

Nehirde yüzüp yüzüp de taş yutan adam, faiz yiyen kişidir.

Yanındaki ateşi sürekli yakıp, etrafında dolaşıp duran çirkin görünüşlü kişi, cehennemi n görevlisi Mâlik'tir.

Bahçedeki uzun boylu adam, İbrahim aleyhisse lâm'dır. Etrafındaki çocuklar da İslam fıtratı üzere ölen küçük yavrulardır."

Berkânî'nin rivayetin de, "fıtrat üzere doğan" kaydı bulunmakt adır.

Müslümanlardan biri:

– Ey Allah'ın elçisi! Müşrik çocukları da bunlara dahil mi? diye sordu. Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem:

– "Müşriklerin çocukları da dahildir" buyurdu.

Vücutlarının yarısı güzel, yarısı çirkin olan adamlara gelince bunlar, güzel işleri kötü işlere karıştıran kimselerd ir. (Ancak) Allah onları bağışlamıştır."[66]

Buhârî'nin bir başka rivayetin de Efendimiz'in "Bu gece bana iki adam gelip beni kutsal bir yere çıkardılar" buyurduğu ve sonra oraya nasıl çıktığını şöyle anlattığı bildirilm ektedir:

"Biz, üstü dar, altı geniş ve alt kısmında ateş yanan fırına benzer bir deliğin yanına vardık. Alevler yükseldikçe insanlar da yükseliyor, neredeyse delikten çıkacak hale geliyorla r, alevler sakinleşince dibe iniyorlar dı."

Bu rivayette , "Orada çıplak erkekler ve kadınlar bir arada bulunuyor lardı" ifadesi de bulunmakt adır.

Yine bu rivayette kesin bir ifade ile "Nihayet kandan bir nehire ulaştık" denilmekt edir. "Nehrin ortasında ayakta duran bir adam, nehrin kenarında da önünde bir yığın taş bulunan bir başka adam vardı. Nehirdeki adam çıkmak isteyince, kıyıdaki onun ağzına bir taş atıyor ve onu yerine geri çeviriyordu. Çıkmak için kenara her gelişinde aynı şeyi yapıyor ağzına bir taş atıyor, o da geri dönüyordu."

Yine aynı rivayette şu ifadeler bulunmakt adır:

"O iki kişi beni ağaca çıkardılar ve beni, daha güzelini hiç görmediğim bir eve soktular. İçinde yaşlı ve genç insanlar vardı."

"Şu ağzının parçalandığını gördüğün adam var ya, o yalancının biriydi. Sürekli yalan söylerdi. Onun yalanları ufukları kaplıyordu. İşte o yalancı adam, kıyamet gününe kadar böyle azâb olunacaktır."

"Bir de şu başının ezildiğini gördüğün adam var ya, ona da Allah Kur'an'ı öğretmişti, o geceleri hep uyku ile geçirip Kur'an okumamış, gündüz de Kur'an'la amel etmemiştir. Ona da kıyamet gününe kadar böyle azâb edilir."

"Girdiğin birinci ev, mü'minlerin; şu ev ise, şehidlerin evidir. Ben Cebrâil'im, bu da Mikâil'dir. Kaldır başını! dedi. Başımı kaldırdım bir de ne göreyim, üstümde buluta benzer bir şey duruyor. Burası da senin konağındır" dediler. Ben:

– Bırakın beni, oraya gireyim, dedim.

– "Hayır, sen henüz ömrünü tamamlama dın. Onu tamamlayınca konağına gireceksi n" dediler.[67]

 

261) Yalan Söylemenin Câiz Olduğu Yerler
 

İnsan ve topluma büyük değer veren dinimiz mevcut şartlar içinde en ideal toplum ve cemaatı oluşturmanın esaslarını getirmiş bulunmakt adır. Böylece birbirini seven, birbiriyl e iyi geçinen cemaat ruhuna sahip bir ümmet gerçekleştirilmiş olmaktadır. Aşağıdaki hadis-i şerifte göreceğimiz üzere üç halde yalan söylemeye ruhsat verilmiş olması yalanı helal  kılmak anlamında değildir. Yalan yalandır ama taşıdığı gayeler ve varmak istediği hedefler bakımından söyleyenin cezaya çarptırılmayacağı bildirilm ektedir. Yalanın meydana getireceği dostluk olmaz olsun denilemez . “İş bitirip ümmetin huzurunu sağlayan yalan fitnelere sebep olan doğrudan daha iyidir.” Allah’ın istediği bir maksada ulaşmak mübah ise, yalan da mübahtır; vacip ise, yalan söylemek de vaciptir. Bir zalimin öldürmek istediği bir insanı diğer bir müslümanın zulmü önlemek için saklaması veya yalan söylemesi vacip olur.[68]

 

1550. Ümmü Külsûm radıyallahu anhâ’dan Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işittiği nakledilm iştir:

"İnsanların arasını düzeltmek maksadıyla birinden ötekine uygun sözler taşıyan (veya hayırlı konuşan) yalancı sayılmaz."[69]

 

Müslim'in rivayetin de[70] şu ifadeler yer almaktadır:

Ümmü Külsûm şöyle dedi:

"Ben Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem'in, şu üç hal dışında, halkın yalan söylemesine ruhsat verdiğini hatırlamıyorum:

Harbte,

Kişilerin arasını düzeltmekte,

(Aile dirliğini sağlamak için) kocanın hanımına, hanımın kocasına söylediği sözlerde."

 

262) Sözü Sağlamlaştırmaya Teşvik
 

Bu bölümdeki iki ayet ve üç hadisten, iyice bilinmeye n bir şeyin peşine düşülmemesi gerektiğini, ağızdan çıkan her sözün mutlaka kayda geçirildiğini, her duyduğunu nakletmes i kişiye yalan olarak yeteceğini, yalan olduğunu bildiği bir sözü peygamber e nispet ederek söyleyen kimsenin yalancılardan olduğunu, kendisine verilmeye n bir şey ile övünen kimsenin sahte elbise giyerek gösteri yapan kimse gibi olduğunu öğreneceğiz. [71]

 

"Bilmediğin şeyin ardına düşme, çünkü göz, kulak ve kalp hepsi sorumludu r, mutlaka sorguya çekilecektir." (İsra: 17/36)

"İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında onu gözetleyen ve dedikleri ni kayda geçen bir melek hazır bulunmasın." (Kaf: 50/18)

 

1551. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Nebî sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"Her duyduğunu nakletmes i kişiye yalan olarak yeter."[72]

 

* Bu hadis, herhangi bir araştırma yapmadan her söyleneni aktarmanın yalan söylemek anlamına geldiğini çok kesin bir şekilde ortaya koymaktadır. Yalan söylemenin yolu duyulanla rı iyice tahkik etmekten geçer. [73]

 

1552. Semüre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Yalan olduğunu zannettiği bir hadisi benden nakleden kimse yalancılardan biridir. "[74]

 

* Herşeyde olduğu gibi peygamber in sözlerinde de daha fazla araştırıp tatbik etmek gerekir. [75]

 

1553. Esmâ radıyallahu anhâ şöyle dedi: Bir kadın:

– Ey Allah'ın Resûlü! Benim bir kumam var. Kocamın bana vermediği bir şeyi, verdi diye kumama karşı gösteriş yapsam, bunun bana bir günahı olur mu? diye sordu. Bunun üzerine Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem:

– "Kendisine verilmemiş bir şey ile doymuş görünen kişi, iki sahte elbise giyerek gösteriş yapan kimse gibidir" buyurdu.[76]

 

* Aile içerisinde kumaların birbirler ine karşı aslı olmayan şeylerle efendiler i adına gösterişe kalkışmaları çifte yalancılık hükmündedir. Gerek söz, gerek davranış her durumda müslümana gerçekçi olmak yaraşır. Bu hadis nüfuz, servet, ilim, fazilet, mevki ve şöhret sahtekarl arı hakkında edebî değeri yüksek bir darbı meseldir. [77]

 

263) Yalan Şahitliğin Şiddetle Yasak Oluşu
 

Bu bölümdeki beş ayet ve bir hadis-i şeriften yalan söz ve yalan şahitliğinden kesinlikl e kaçınılması gerektiğini, iyice bilmediğimiz bir işin ve sözün ardına düşülmemesi gerektiğini, söylediğimiz her söz için görevlilerin zabıt tuttuklarını, Rabbimizi n de devamlı gözetlemekte olduğunu, gerçek mü'minlerin yalan şahitliği yapmadıklarını, en büyük günahlardan olan Allah'a şirk koşmak, ana-babaya itaatsizl ikten sonra gelen büyük günahın, yalan söz ve yalan şahitliği olduğunu öğreneceğiz. [78]

 

"... Yalan sözden mutlaka sakının." (Hacc: 22/30)

"Bilmediğin şeyin ardına düşme, çünkü göz, kulak ve kalp hepsi sorumludu r, mutlaka sorguya çekilecektir." (İsra: 17/36)

"İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında onu gözetleyen ve dedikleri ni kayda geçen bir melek hazır bulunmasın." (Kaf: 50/18)

"Çünkü Rabbin her zaman gözetleyip durmaktadır." (Fecr: 89/14)

"Onlar ki yalan ve asılsız olan şeylere tanıklıkta bulunmazl ar..." (Furkan: 25/72)

 

1554. Ebû Bekre radıyallahu anh şöyle dedi: Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem :

– "En büyük günahı size haber vereyim mi?" buyurdu. Biz:

– Evet, yâ Resûlallah, dedik. Resûl–i Ekrem:

– "Allah'a şirk koşmak, ana babaya itaatsizl ik etmek" buyurdukt an sonra, yaslandığı yerden doğrulup oturdu ve "İyi belleyin, bir de yalan söylemek, yalancı şâhitlik yapmaktır" buyurdu. Bu son cümleyi sürekli tekrarladı. Biz daha fazla üzülmesini arzu etmediğimiz için "keşke sussa" diye temennide bulunduk.[79]

 

* Kur'an ve hadislerd e günahlar büyük ve küçük olarak ikiye ayrılmaktadır. Ağır tehdid, lanet ve ceza öngörülen suçlar büyük günah olarak kabul edilmekte dir. Burada üç tanesi açıklanan büyük günahlar diğer hadislerd e sayısı beşe ve yediye çıkarılmaktadır. Allah Rasulu ve ashabı bunların sayısını kırka kadar çıkarmışlardır. Ayrıca bu konuda pekçok eserler de kaleme alınmıştır. Zehebi'nin el-Kebair'i ve İbni Hacer el-Heytemi'nin ez-Zevacir an İktirafi'l-Kebair'i bunların en önemlilerindendir. Bu ikinci eserde büyük günahların sayısı 467'ye kadar çıkarılmıştır.

Lokman: 31/13'de en büyük zulmün şirk olduğu belirtilm iştir. Hac: 22/30'da da yalan söz söylemekten sakınmak emrolunma ktadır. [80]

 

264) Belli Bir İnsan Veya Hayvana Lânet Etme Yasağı
 

Bu bölümdeki sekiz hadis-i şeriften mü'min kimseye lanet etmenin onu öldürmek gibi olduğunu, özü sözü doğru olan müslümana lanetçi olmasının yakışmayacağını, lanet edicileri n kıyamet günü ne şefaatçi, ne de şahid olabilece klerini, müslümanların birbirler ine lanet, gazab ve cehennem azabı şeklinde beddua etmelerin in yasaklandığını, gerçek mü'minin kötüleyici, lanetçi ve kötü söz sahibi olmayacağını, kul herhangi bir şeye lanet ettiğinde lanet gökyüzüne çıkar. Semanın kapıları ona kapanır. Sonra sağa sola bakınır, girecek yer bulamaz. Lanet edilen kişiye döner, gerçekten o kişi lanete layık ise onda kalır, değilse, lanet eden kimseye geri döner hadisinde ki gerçeği, kendisine lanet okunan devenin, bırakın gitsin denilerek binilmesi nin yasaklandığını öğreneceğiz. [81]

 

1555. Rıdvân bîatında bulunan sahâbîlerden Ebû Zeyd Sâbit İbni'd–Dahhâk el–Ensârî radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Kim İslâm'dan başka bir din adına bilerek yalan yere yemin ederse, o kişi dediği gibi (yalancının biri)dir. Kim, ne ile intihar ederse, kıyamet günü onunla azâb olunur. Sahip olmadığı bir şeyi adayanın adağı geçersizdir. Mü'mine lânet etmek, onu öldürmek gibidir."[82]

 

* Müslümana lanet etmek onu öldürmek gibi büyük günahlardandır. Müslüman müslümana lanet değil, rahmet dilemelid ir. Kişi bu dünyada ne ile intihar ederse ahirette aynı şeyle azaplandırılır. Elinde bulunmaya n veya sahip olması çok güç olan bir şeyi nezredeni n nezri geçersizdir. İslamdan başka bir sistem adına yemin eden kimse yalan yere yemin etmiş olur. [83]

 

1556. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Sıddîka lânetçi olması yakışmaz."[84]

 

* Özü sözü doğru olan bir kimseye yani gerçek müslümana lanet etmek yakışmaz. Çünkü peygamber imize pek çok eziyetler eden müşriklere lanet okuması teklif edilince, "Ben lanetçi olarak değil, rahmet olarak gönderildim." (Müslim, Birr, 87) demiştir. Böyle bir peygamber in ümmeti de ona uyarak lanet etmemelid ir. [85]

 

1557. Ebu'd–Derdâ radıyallahu anh'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Lânetçiler, kıyamet günü ne şefaatçı ne de şâhit olurlar."[86]

 

* Kıyamette şefaatçi ve de şahitlikten mahrum kalacak kimseler olduğu anlaşılan ve bu tür mutlulukt an mahrum olan bu kimseler böylece cezalarını çekeceklerdir. [87]

 

1558. Semüre İbni Cündeb radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Birbirini ze Allah'ın lâneti, gazâbı ve cehennem azâbı ile lânet ve beddua etmeyiniz!"[88]

 

* Müslümanın müslümana bu ifadelerl e hiçbir zaman felaket tellallığı yapmamalıdır. [89]

 

1559. İbni Mes'ûd radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Olgun mü'min, yerici, lânetçi, kötü iş ve kötü söz sahibi olamaz."[90]

 

* Gerçekten İslam ahlakını benimseye n kimsenin bu tür haddi aşmak gibi ahlaksızlık yapması mümkün değildir. [91]

 

1560. Ebu'd–Derdâ radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Kul, herhangi bir şeye lânet ettiğinde o lânet gökyüzüne çıkar. Semânın kapıları ona kapanır. Sonra yere iner, yeryüzünün kapıları da ona kapanır. Sonra sağa sola bakınır, girecek yer bulamaz da lânet edilen kişiye döner. Eğer gerçekten lânete lâyık ise onda kalır, değilse lânet edene döner."[92]

 

* Lanetin sonuçta lanetçiye dönmesidir. Çünkü lanet kendisine gökyüzünde ve yeryüzünde yer bulamadığını ve kişinin böylece kendi ağzı ve dili ile kendi felaketin i hazırlamış olduğunu görüyoruz. Gerçek mü'min bizleri gülünç ve acı bir duruma düşürmek istemez ve düşürmemelidir. Bunun da en kısa yolu kimseye lanet etmemekti r. [93]

 

1561. İmrân İbni Husayn radıyallahu anhümâ şöyle dedi:

Bir seferde Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem'in maiyyetin de bulunuyor duk. Devesinin üzerindeki Medineli bir hanım, devesinde n sıkılarak ona lânet etti. Resûlullah sallahu aleyhi ve sellem kadının sözünü duyunca:

–"Üzerindekileri alın, deveyi salın gitsin. Çünkü o deve lânetlenmiştir" buyurdu.

İmrân der ki: O deve hâlâ gözümün önündedir, insanların arasında gezinirdi de kimse ona ilişmezdi.[94]

 

* (1559-1560) Dinimizde lanet yasağı sadece insanlara yönelik değildir. Hayvanlar a da lanet edilmemel idir. Lanetlenm iş bir hayvanın bile bize yol arkadaşlığı etmesi uygun olmaz diyen peygamber imiz, laneti müslümanın hayatından tamamen kaldırmayı hedefleme ktedir. Yani İslam toplumund a lanetlenm iş bir kimse ve hayvan bulunmama lıdır. İslam gerçekten insan ve hayvan haklarını koruyan tek dindir. [95]

 

1562. Ebû Berze Nadle İbni Ubeyd el–Eslemî radıyallahu anh şöyle dedi:

Genç bir hanım, üzerinde müslümanların birtakım eşyalarının da bulunduğu bir deve üstünde bulunuyor ken, Nebî sallallah u aleyhi ve sellem'i görüverdi. Dağ yolunun dar yerine gelmişlerdi. Kadın:

– "Deeh, Allahım bu hayvana lanet et!" deyip hayvanı sürmeye çalıştı. Bunun üzerine Peygamber aleyhisse lâm:

– "Lânetlenmiş bir deve bizimle birlikte bulunmasın!" buyurdu.[96]

 

265) İsim Belirtmek sizin Günahkarlara Lanet Etmenin Caiz Oluşu
 

Bu bölümdeki iki ayet ve numaraları verilmemiş değişik yollardan bize sahih olarak intikal eden bazı hadisleri n parçalarından, Allah'ın rahmetind en uzak olmanın (lanetin) varoluş gayesi dışında yaşayanlara ait olacağını, ahirette de bir çağırıcı yaradılış gayesi dışında yaşayanlara Allah'ın rahmetind en uzak olmalarını isteyeceğini, peruk takana ve taktırana, faiz yiyene, canlıların resim ve heykeller ini yapanlara, bahçe ve tarlalard aki sınırları gizlice değiştirip bozanlara, Allah'ın lanet ettiğini ayrıca çelik miğfer veya yumurta çalana, ana babasına lanet edene, kestiğini Allah adına kesmeyenl ere, Allah'a ve Rasulüne isyan etmiş olan kabileler e, peygamber mezarını mescid edinen yahudiler e ve erkeklere benzemeye çalışan kadınlarla kadınlara benzemeye çalışan erkeklere Allah'ın lanet ettiğini öğreneceğiz. [97]

 

"...Dikkat edin ve unutmayın! Allah'ın rahmetind en uzak olup cehennemd e azap görmek, yaradılış gayesine aykırı hareket edenler üzerinedir." (Hud: 11/18)

"...Bunun üzerine, içlerinden bir seslenici haykıracak: Allah'ın rahmetind en uzak kalıp cehennemd e azap görmek, siz yaradılış gayesine aykırı hareket edenlered ir." (A'raf: 7/44)

 

Bu konuda sahih hadislerd en:

1. Allah iğreti saç, peruk takana ve taktıranlara lanet etsin. (Rahmetind en uzak kılsın) (Bu kitapta 1644-1646 nolu hadislerd en)

2. Faiz yiyene de Allah lanet etsin. (Rahmetind en uzak kılsın) Bu kitapta 1617 no'lu hadise bakınız.

3. Canlıların resim ve heykeller ini yapanlara da Allah lanet etsin. (Bu kitapta 1680-1688 nolu hadislere bakınız.)

4. Bahçe ve tarlalard aki izleri ve sınırları gizlice bozup değiştirenlere de Allah lanet etsin. (Rahmetind en uzak kılsın.)[98]

5. Çelik miğfer veya küçücük yumurta bile çalarak hırsızlığı alışkanlık haline getirenle re de Allah lanet etsin.[99]

6. Ana babasına lanet edene Allah lanet etsin.[100]

7. Kestiğini Allah'tan başkası adına kesene de Allah lanet etsin.[101]

8. Bütün melekleri n ve tüm insanların laneti Medine'de bidat çıkaran veya bir bidatçıyı barındıran kimse üzerine olsun.[102]

9. Ey Allah’ım, Allah'a ve Rasûlüne isyan etmiş olan Ri'l, Zekvan ve Usayye'ye lanet et.[103]

10.  Peygamber lerin kabirleri ni mescid edinen Yahudiler e Allah lanet etsin.[104]

11. Kadınlara benzemeye çalışan erkeklere ve erkeklere benzemeye kalkışan kadınlara lanet olsun.[105]

Biraz  bilgi vermek için iktibasla r yapılarak sıralanmış bulunan hadislere numaralar verdik, zulüm ve günah çeşitlerinden bir kısmına lanet edilebile ceğini böylece öğrenmiş olacağız. [106]


Admin

  • Ziyaretçi
Ynt: Sakınılması Gereken Şeyler
« Yanıtla #2 : 13 Aralık 2005, 21:11:42 »
266) Müslümana Sövme Yasağı (Haksız Olarak Bir Müslümana Söğüp Sayma Yasağı)
 

Bu bölümdeki bir ayet ve beş hadis-i şeriften, müslümanlara eziyete iftira etmenin büyük günah olduğunu ve küfre götürebileceğini, müslümana kafir ve fasık denilmeme si gerektiğini, sövüşenlerin günahı sövmeyi ilk başlatana aid olduğunu, şer'i ceza ile cezalandırılan bir kimseye dahi kötü sözler söylenmemesi gerektiğini, köle ve işçisine zina iftirasında bulunana kıyamet günü ceza uygulanac ağını öğreneceğiz. [107]

 

"Mü'min erkekleri ve mü'min kadınları yapmadıkları bir fiilden dolayı suçlayanlara gelince, onlar iftira atma suçu işlemiş ve böylece açık bir günaha girmiş olurlar." (Ahzab: 33/58)

Bu ayet bize şunu da hatırlatıyor: "Ama kim bir hata yapar, günah işler de sonra onu suçsuz bir kimsenin üzerine atarsa, iftira suçu ve hatta daha da iğrenç bir günah yüklenmiş olur." (Nisa: 4/112)

 

1563. İbni Mes'ûd radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Müslümana sövmek fâsıklık, onunla savaşmak küfürdür."[108]

 

1564. Ebû Zer radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre o, Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem'i şöyle buyururke n işitmiştir:

"Hiç kimse, bir başkasına fâsık veya kâfir demesin. Şayet itham altında bırakılan kişide bu sıfatlar yoksa, o söz onu söyleyene döner."[109]

 

1565. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Birbirine söven iki kişinin söylediklerinin günahı, mazlum olan haddi tecâvüz etmedikçe, sövüşmeyi ilk başlatana yazılır."[110]

 

1566. Yine Ebû Hüreyre radıyallahu anh şöyle dedi:

Bir defasında Nebî sallallah u aleyhi ve sellem'e içki içmiş bir kişi getirdile r. Hz. Peygamber, orada bulunanla ra:

– "Dövün şu adamı!" buyurdu.

Ebû Hüreyre dedi ki: Bunun üzerine bizden kimileri eliyle, kimileri papuçlarıyla, kimileri de elbiseler inin ucuyla adama vurmaya başladı. Dayak faslı bittikten sonra oradakile rin birisi:

– "Allah seni rezil etsin, kahretsin!" diye söylendi. Bunun üzerine Resûl–i Ekrem:

– "Hayır, öyle demeyiniz, adam aleyhinde böyle şeyler söyleyip de şeytana yardımcı olmayın!" buyurdu.[111]

 

1567. Yine Ebû Hüreyre radıyallahu anh şöyle dedi: Ben Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem'i şöyle buyururke n işittim:

"Kim, köle ve câriyesine (memlûküne) zina iftirasında bulunursa, köle ve câriyede böyle bir kusur bulunmadığı takdirde kıyamet günü o kişiye had cezası uygulanır."[112]

 

* İslamda cezaların herkesin önünde uygulanıp caydırıcı oluşu, gerçeğiyle seyredenl erin ibret alıp böyle bir duruma düşmemeleri temin edilmiş olur. Cezayı çeken ise utanıp mahçup olur ve bir daha suç işlememeye karar verebilir . Peygamber imiz ceza uygulattığı kimseye sahabenin beddua etmesini yasaklamış ve uygun görmemiştir. Bu sebeple cezasını dünyada çekmeye razı olan ve çeken kimseye bir de hakaret ve beddua hoş olmaz. Bu tip suçluları toplumdan dışlamamak ve onlara merhamet ve şefkatle yaklaşmak uygundur. Bu tür suçları işleyenlere ceza uygulama yetkisi İslam devletine ait olup, kişiler devletsiz kendi başlarına bu işi yapamazla r. [113]

 

267) Ölülere Sövme Yasağı (Haksız Yere, Bid'at Ve Günahına Ortak Olmaktan Sakındırmak Gibi Dinî Bir İyilik Maksadı Da Bulunmaksızın Ölülere Sövüp Saymanın Nehyedilm iş Olduğu)
 

1568. Âişe radıyallahu anhâ'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Ölülere sövmeyin! Çünkü onlar, önceden âhirete göndermiş olduklarının sonuçlarıyla başbaşadırlar."[114]

 

268) Müslümanlara Eziyet Etmemek Ve İncitmemek
 

Bu bölümdeki bir ayet ve iki hadisten mü'minlere eziyet edip rahatsız edenlerin büyük bir günah yüklendiklerini, gerçek müslümanın elinden ve dilinden başkalarının emniyette olduğu kimse olduğunu, müslüman kendisine karşı nasıl davranılmasından hoşlanıyorsa, başkalarına da öyle davranması gerektiğini öğreneceğiz. [115]

 

"Mü'min erkekleri ve mü'min kadınları, yapmadıkları bir fiilden dolayı suçlayanlara gelince, onlar iftira atma suçu işlemiş ve böylece açık bir günaha girmiş olurlar." (Ahzab: 33/58)

 

1569. Abdullah İbni Amr İbni'l–Âs radıyallahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"(İyi) müslüman, dilinden ve elinden müslümanların emin olduğu kişidir. (Asıl) muhâcir de Allah'ın yasakladıklarını terkedend ir."[116]

 

* İnsanlara zarar vermemek de bir faydadır. Gerçek muhacir Allah'ın yasakladığı şeyleri günahları terkedenl erdir. Müslümanın müslümanı her yönden incitmesi yasaklanmıştır. Müslüman güvenilir kimsedir. [117]

 

1570. Yine Abdullah İbni Amr İbni'l–Âs radıyallahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Kim, cehennemd en uzaklaştırılıp cennete konulmayı isterse, ölümünü, Allah'a ve âhirete inanmış olarak karşılasın. Bir de başkalarına karşı, kendisine nasıl davranılmasından hoşlanıyorsa öyle davransın."[118]

 

* Ahirette mutluluğa ermek, iman üzere ölenler içindir. Ölüme imanla kavuşabilmek için hayatı iman üzere yaşayıp bitirmek gerekir. Toplumsal ilişkilerde herkes kendisine yapılmasını istediği şeyleri başkalarına yapmayı prensip haline getirmeli dir. Kendisine iğne batırmayan başkasına çuvaldızı hiç batıramaz. [119]

 

269) Müslümanlara Buğuz Etme İlişki Kesme Ve Sırt Çevirmenin Yasaklığı
 

Bu bölümdeki üç ayet ve iki hadisten mü'minlerin ancak kardeş olduklarını ve kendi aralarında alçak gönüllü olmaları gerektiğini kafirlere ise çetin ve onurlu olunmasını, kin, haset, alaka kesme ve üç günden fazla dargın durmanın helal olmadığını, iki mü'minin barışıncaya kadar affedilme leri için beklendiğini öğreneceğiz. [120]

 

"Tüm mü'minler kardeştir, o halde her ne zaman araları açılırsa kardeşlerinizin arasını düzeltin..." (Hucurat: 49/10)

"...O mü'minler mü'minlere karşı alçak gönüllü, Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenlere karşı ise onurlu ve şiddetlidirler." (Maide: 5/54)

"Muhammed Allah'ın elçisidir. Onunla beraber olanlar, Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenlerin tümüne karşı, kararlı ve tavizsiz; ama birbirler ine karşı daima merhametl idirler." (Feth: 48/29)

 

1571. Enes radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Nebî sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Birbirini ze kin tutmayınız, hased etmeyiniz, sırt dönmeyiniz ve ilginizi kesmeyini z. Ey Allah'ın kulları, kardeş olunuz. Bir müslümanın, din kardeşini üç günden fazla terketmes i helâl değildir."[121]

 

* Şahsi konularda küsüp konuşmama müddetinin en uzunu üç günden daha fazlası müslümanlar arasında olmaz. Dini maksatlar la küsmek tartışmasız caizdir. (Ka'b ibni Malik ve iki arkadaşına müslümanların konuşmamaları gibi) [122]

 

1572. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Pazartesi ve perşembe günleri cennet kapıları açılır. Din kardeşi ile aralarında düşmanlık bulunan kişi dışında Allah'a şirk koşmayan her kulun günahları bağışlanır. (Meleklere) siz şu iki kişiyi birbiriyl e barışıncaya kadar tehir edin, evet siz bunları birbiriyl e barışıncaya kadar tehir edin! buyurulur ."[123]

 

* Müslümanlar düşmanlıktan vazgeçip aralarını düzeltinceye kadar bağışlanma dışı bırakılmaktadırlar. Her hafta iki kere bağışlanma fırsatını kaçıran kimsenin felaket ve mahrumiye tinden daha büyük ne olabilir? Şirk koşan yani Allah'la beraber başka kanun koyucular tanıyanlar ne affedilir ler, ne de amelleri kabul olunur. (Bu hususta bakınız Zümer: 39/65, Enam: 6/88, Hud: 11/16, Araf: 7/147, Tevbe: 9/17, Tevbe: 9/69, Kehf: 18/105, Ahzab: 33/19) [124]

 

270) Bir Kimsenin Sahip Olduğu Dini Ve Dünyevi Nimetleri n Elinden Çıkmasını İstemenin Haram Kılındığı
 

Bu bölümdeki tek ayet ve tek hadisten Allah'ın verdiği nimetlere karşı hased edilmemes i gerektiğini, çünkü hasedin aynen ateşin odunu yiyip tükettiği gibi iyilikler i yiyip bitireceğini öğreneceğiz. [125]

 

"Yoksa onlar Allah'ın lütfundan verdiği şeyler için insanları kıskanıyorlar mı?..." (Nisa: 4/54)

 

1573. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Nebî sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Haset etmekten sakının. Zira, ateşin odunu (veya otları) yiyip bitirdiği gibi haset de iyilikler i yer bitirir."[126]

 

* Ateş için odun ve otları yakıp kül etmek ne kadar kolay ise hasetçilik = çekememezlik duygusu da müslümanın tüm yaptığı iyilikler i öylece tüketir. Hasetçi kişi haset ettiği kimseleri n gıybet ve dedikodus unu yapar. Aleyhinde bulunur ve böylece kendi kayıp ve zararını haset ettiği kimsenin de nimet ve sevabını artırır. Böylece hased edenin hem dünyası hem de ahireti mahrumiye tle neticelen ir. Tedavi edilmezse kişinin imanını da ifsad edip yok olmasına sebep olabilir. Bu sebeple şiddetle yasaklanmıştır. (Hucurat, Felak vb. sureleri bir tefsirden mutlaka okuyunuz) Gıbta ise caizdir. Başkalarının sahip olduğu nimetleri n yok olmasını istemek, hased aynı şeylerin kendisind e olmasını istemek ise gıbtadır. [127]

 

271) Gizli Şeyleri Araştırmanın Ve Duyulması İstenmeyen Şeyleri Duymaya Çalışmanın Yasak Oluşu
 

Bu bölümdeki iki ayet ve üç hadisten, müslümanların birbirler inin gizli hallerini araştırmamaları gerektiğini, mü'minlerin birbirler ine iftira ve eziyet etmelerin in apaçık günah yüklenme olduğunu, haset edilmemes i, kin tutulmama sı, haksızlık edilmemes i, müşteri kızıştırılmaması, kardeş olunması, alaka kesilmeme si, başkasının pazarlığı üzerine satış yapılmaması, müslümanların gizli durumlarının araştırılması halinde ahlâken bozukluğun yaygınlaşacağını ayıp ve kusur araştırmaktan menedildiğimizi öğreneceğiz. [128]

 

"... Ey mü'minler birbirini zin gizli yönlerini araştırmayın..." (Hucurat: 49/12)

"Mü'min erkekleri ve mü'min kadınları yapmadıkları bir işten dolayı suçlayanlara gelince, onlar iftira atma suçu işlemiş ve böylece açık bir günaha girmiş olurlar." (Ahzab: 33/58)

 

1574. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Zandan sakınınız. Çünkü zan (yersiz itham), sözlerin en yalan olanıdır. Başkalarının konuştuklarını dinlemeyi n, ayıplarını araştırmayın, birbirini ze karşı öğünüp böbürlenmeyin, birbirini zi kıskanmayın, kin tutmayın, yüz çevirmeyin. Ey Allah'ın kulları! Allah'ın size emrettiği gibi kardeş olun.

Müslüman müslümanın kardeşidir: Ona haksızlık etmez, onu yardımsız bırakmaz, küçük görmez. (Göğsüne işâret ederek) Takvâ buradadır, takvâ buradadır!”

"Kişiye, müslüman kardeşini hor görmesi kötülük olarak yeter. Müslümanın her şeyi, kanı, namusu ve malı müslümana haramdır.”

"Şüphesiz ki Allah, sizin bedenleri nize, görünüşünüze ve mallarınıza değil, kalblerin ize kıymet verir."

Bir rivâyette şöyle buyurulur: "Birbirini ze haset etmeyin, kin tutmayın. Başkalarının ayıplarını araştırmayın, konuştuklarını dinlemeyi n, müşteri kızıştırmayın. Ey Allah'ın kulları! Kardeş olun."[129]

 

Bir rivayette de şöyle buyurulur:

"Birbirini zle alâkayı kesmeyin! Birbirini ze sırt dönmeyin! Birbirini ze kin tutmayın! Haset etmeyin. Ey Allah'ın kulları! Kardeş olun!”[130]

 

Bir rivayette de şöyle buyurulur:

"Birbirini zle alâkayı kesmeyin! Biriniz bir başkasının satış pazarlığı üzerine satış yapmasın!"[131]

Müslim bu rivâyetlerin tamamını[132], Buhârî de büyük bir kısmını rivayet etmiştir.

 

* Bu hadisin kısa şekli 7 numarada geçmiş ve gerekli açıklamalar orada verilmişti. 1575'de kısa bir şekli de gelecekti r. [133]

 

1575. Muâviye radıyallahu anh şöyle dedi: Ben Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işittim:

"Müslümanların ayıplarının, gizli durumlarının peşine düşer, araştırmaya kalkışırsan, onların ahlâkını bozarsın veya onları buna zorlamış olursun."[134]

 

* Yönetimlerin istihbara t teşkilatları ülke insanlarını dış düşmanlara karşı korumak maksadıyla çalıştırılmalıdır. Toplumlarından şüphelenen bir yönetim aslında kendisind en şüpheleniyor demektir. Bu da halkla beraber yönetimin bizzat yöneticiler tarafından bozulması anlamına gelir. Birkaç müslümanın bir araya gelmesind en kuşku duyan yönetim ve yöneticilerin ne tür sıkıntılara sebebiyet verdikler i henüz unutulmuş değildir. Dün, bugün ve yarın aynı konuma düşüldüğü görülmüştür. Kendileri ne hak ve hürriyet verilmeye n kimselere baskı ve fişleme tehdidler iyle düzeltmek mümkün değildir. Böylesi ortamlard a yöneticiler aslında kendi acizlik ve dengesizl iklerini ortaya koymuş olurlar. Ayıp ve kusur araştırmak, toplumların ahlakını ifsad  eder. Yöneticiler ve yönetimler halkın kusurunu araştırmakla değil, huzurunu temin etmekle meşgul olmalılar. Toplumund an kuşkulu yöneticiler ne kendileri huzur bulur, ne de toplumlarına huzur verirler. (Hucurat: 49/ 6) [135]

 

1576. İbni Mes'ûd radıyallahu anh, bir gün kendisine bir adam getiriler ek, "Bu, sakalından şarap damlayan falanca kişidir" denildiğini bunun üzerine kendisini n de şu cevabı verdiğini bildirmek tedir:

"Biz ayıp ve kusur araştırmaktan menedildi k. Kendiliğinden bir kusur veya ayıp ortaya çıkarsa biz onun gereğini yaparız."[136]

 

* Günah ve kusur araştırıcılığı yapmak yasaktır. Açığa çıkmış hata ve günahların cezasını vermek yeterlidi r. Apaçık hatalara ses çıkarmayıp da gizli kusur aramayı hüner sayanlar toplumun ahlaken bozulmasını hızlandırmaktan başka birşey yapmazlar . [137]

 

272) Müslümanlara Gereksiz Yere Sûizanda Bulunma Yasağı
 

Bu bölümdeki bir ayet ve bir hadisten, kötü zandan uzak durulması gerektiğini, çünkü zannın bir kısmının günah olduğunu, sözlerin en yalan olanının zan olduğunu öğrenmiş olacağız. [138]

 

"Ey iman edenler! birbirini zin hakkında, yersiz zanda  bulunmakt an kaçının, çünkü bazı zan ve şüphe vardır ki, günahtır." (Hucurat: 49/12)

 

1577. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Zandan sakının. Çünkü zan, sözlerin en yalan olanıdır.”[139]

 

* Yunus: 10/36'da ve Necm: 53/23'de anlatılan zan "kötü zandır" 1549 no'lu hadiste beyan edilen husus da yine kişinin tetkik ve tahkik etmeden her sözü söylemesinin uygun olmadığı meydandadır. [140]

 

273) Müslümanı Küçük Görme Ve Aşağılamanın Yasak Oluşu
 

Bu bölümdeki iki ayet ve üç hadis-i şeriften mü'minlerin birbirler ini asla alaya almamaları gerektiğini, kötü lakaplarl a çağırmamak gerektiğini, arkadan çekiştirip göz kaş hareketle riyle alay ve eğlence konusu edinenler e büyük azaplar hazırlandığını, bir kimseye kötülük olarak müslüman kardeşini hor görmesinin yeteceğini, kalbinde zerre kadar kibir olanın cennete giremeyec eğini, bir müslümanın bağışlanmayacağı hakkında kim yemin ederse amellerin in boşa gideceğini, diğer kimsenin ise affedilec eğini öğreneceğiz. [141]

 

"Ey iman edenler! Hiçbir insan başka insanları alaya alıp küçümsemesin, belki o alaya alıp küçümsedikleri, kendileri nden daha hayırlı olabilirl er. Ve hiçbir kadın da başka kadınları küçümseyip alaya almasın, belki de onlar kendileri nden daha hayırlı olabilirl er. Ve hiçbirinin başka birinde ayıplar arayıp onu karalamasın ve kınamasın. Kötü lakaplarl a sataşıp atışıp birbirini zi aşağılamayın. İman ettikten sonra kötü bir ad sahibi olmak ne çirkin şeydir. Artık her kim bu yasak ettiği şeylerden tevbe edip dönmezse, işte onlar yaratılış gayesine aykırı yaşayanlardır." (Hucurat: 49/11)

"Ayıp kusur arayan ve göz  kaş işaretleriyle alay edenlerin vay haline..." (Hümeze: 104/1)

 

1578. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Müslüman kardeşini hor görmesi kişiye kötülük olarak yeter."[142]

 

* Müslüman, müslüman kardeşini asla hor ve hakir görmemelidir. Çünkü en büyük kötülük budur, böyle yapılınca müslümanlar arasına kötülük tohumu ekilmeye başlanmış demektir. Müslümanlar birbirler iyle bir binanın parçaları gibi sağlamca kenetlenm iş kişilerdir. Birbirler ini hor görmeleri, hakir görmeleri uygun olmaz. Gerçek müslümanlar arasında bu tür davranışlar görülmez, görülmemelidir.

Ama müslüman olmayıp din ayrılığı yönünden müslümanı küçük gören laik demokrat çağdaş kimseler de vardır ki bu konumuzun dışındadır. Her peygamber ve ümmeti kendi döneminin inanmayan ları tarafından küçümsenmişlerdir. Peygamber imize bile Allah'tan bu konuda tavsiyele r gelmiştir. Bkz. Enam: 6/52, Hud: 11/29-31, Şuara: 26/114, Kehf: 18/28. [143]

 

1579. İbni Mes'ûd radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

– "Kalbinde zerre kadar kibir olan kimse cennete giremez."

Bunun üzerine bir sahâbî:

– İnsan elbisesin in ve ayakkabısının güzel olmasını arzu eder, dedi. Resûl–i Ekrem de şöyle buyurdu:

– "Allah güzeldir güzeli sever. Kibir ise, hakkı kabul etmemek ve insanları hor görmektir."[144]

 

* Kibir: Hakkı tanımamak ve insanları küçük görmek olarak tarif edilir. Zerre kadarı bile insanları cennetten mahrum edecek olan bu ahlaki hastalık çok tehlikeli dir. Kişinin elbise veya ayakkabısının güzel olmasını istemesi kibir kapsamına girmediği de açıklanmıştır. [145]

 

1580. Cündeb İbni Abdullah radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Bir kişi:

– Vallahi, Allah falan adamı bağışlamaz, diye yemin etti. Bunun üzerine aziz ve celil olan Allah da:

– "Falanı bağışlamayacağım hakkında benim adıma kim (yemin edip) hüküm verebilir? Ben onu bağışladım, senin amelini de boşa çıkardım" buyurdu.[146]

 

* Bu hadis hiçbir kimsenin hiçbir kimseyi mevcud haline bakarak Allah'ın rahmet ve mağfiretinden uzak görmeye ve göstermeye Allah adına hüküm vermeye, hakkı ve haddi olmadığını ortaya koymaktadır. Bu kişinin kendisini belli bir mertebede görerek büyüklük taslayara k yapması büsbütün hatadır. Allah'ın ve peygamber inin bir açıklamasına uyar bir hali olmaksızın insanların cennetlik ve cehenneml ik olduklarını söylemek asla caiz değildir. İnsanlar kendi ayıp ve kusurlarıyla meşgul olup bağışlatmak için uğraşacakları yerde başkalarının hatalarını büyük görüp cehenneml ik olduklarını söyleyebilmektedirler. Bu hadis bu türden davranış sahipleri ni bekleyen büyük tehlikeyi haber vermekte ve Allah'ın işine karışmaya kalkışmanın çok ağır bedelini hatırlatmaktadır. Bu davranış Allah korusun gazabı ilahiyi celbedece k büyük bir kusurdur. Müslümanı hor gören kendisini horluğa, ateşe mahkum eder.[147]

 

274) Müslümanın Felâketini Sevinçle Karşılama Yasağı (Müslümanın Başına Gelen Bir Felâketten Dolayı Sevinç Gösterisinde Bulunmanın Nehyedilm iş Olduğu)
 

Bu bölümdeki iki ayet ve bir hadisten, mü'minlerin ancak kardeş olduklarını, kötü söz ve hayasızlığın mü'minler arasında yayılmasından sevinç duyanlara dünyada da ahirette de bir azabın beklediğini, müslümanın müslüman kardeşinin uğradığı felaketi sevinçle karşılamaması gerektiğini, aksi halde o kimseyi o dertten kurtarıp diğer şahsı o derde uğratabileceğini öğreneceğiz. [148]

 

"Bütün mü'minler ancak kardeştirler." (Hucurat: 49/10)

"Mü'minler arasında, kötü şeylerin yayılmasından hoşlananlara bu dünyada da, ahirette de can yakıcı bir azap vardır." (Nur: 24/19)

 

1581. Vâsile İbni'l–Eskâ radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Kardeşinin uğradığı felâketi sevinçle karşılama! Allah onu rahmetiyl e o felâketten kurtarır da seni derde uğratır."[149]

 

* Müslümanlar kardeştirler, sevinç ve üzüntüde ortaktırlar. "Gülme komşuna, gelir başına" atasözü unutulmam alıdır. Allah dilerse felakete uğrayanı kurtarır, felakete sevineni ise o tür bir felakete uğratabilir. [150]

 

275) Neseb' e Dil Uzatmanın Haram Oluşu
 

Bu bölümdeki bir ayet ve bir hadisten mü'minlere eziyet etmenin apaçık günah olduğunu, neseblere dile uzatmak ve ölülere yaka paça yırtarak ağlamanın küfür vasfı taşıyan iki huy olduğunu öğreneceğiz. [151]

 

"Mü'min erkekleri ve mü'min kadınları yapmadıkları bir işten dolayı suçlayanlara gelince, onlar iftira atma suçu işlemiş ve böylece açık bir günaha girmiş olurlar." (Ahzab: 33/58)

 

1582. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallla hu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Nesebe dil uzatmak ve yüksek sesle ölüye ağlamak, halk arasında yerleşmiş küfür niteliği taşıyan iki huydur."[152]

 

* Müslüman olmayan kafir ve müşriklerin adet ve hareketle ri cümlesinden olan iki kötü uygulama ortaya konmuştur. Müslüman toplumlar da bu iki kötü huy asla bulunmaz. Hiçbir müslüman diğer müslümanın sahih nesebine dil uzatma, laf söyleme hakkına sahip değildir ve müslümana yapılacak en büyük kötülük te budur. Bu da iki şekilde olur. Biri, kişinin kendi öz babasını bırakıp babasının başka birisi olduğunu söylemesi veya bu izlenimi verecek şekilde konuşmasıdır. İkincisi ise birilerin in kalkıp bir başkasının nesebi hakkında ileri geri söz söylemesidir. İkisi de yasak ve haramdır. Müslüman bunun yasak olduğunu bile bile ve helal sayarak böyle bir iddiada bulunursa açıkça küfre girmiş olur. Helal kabul etmeyip böyle davranırsa cahiliye insanları ve kafirlerd e görülen bir işi yapmış olur. Bir kimsenin gayri meşru bir şekilde dünyaya geldiğini ifade eden her türlü söz de bu kapsama girer.

Ölüye bağırıp çağırıp yaka paça yolarak ağlamak da yasaklanmış olup, İslam'da sadece gözyaşı ve üzüntü şeklinde teessür hali vardır. Gerisi taşkınlıktır, yasaklanmıştır. [153]

 

276) Hile Yapma Ve Aldatma Yasağı
 

Bu bölümdeki bir ayet ve beş hadis-i şeriften, mü'minlere eziyet vermenin apaçık günah olduğunu, müslümana silah çeken ve aldatanın müslümanlardan olamayacağını, müşteri kızıştırmamak gerektiğini, devamlı aldatılan kimsenin alışveriş yaparken ne demesi gerektiğini, bir müslümanın karısını ve kölesini aldatan kimsenin müslümanlardan olamayacağını öğreneceğiz. [154]

 

"Mü'min erkekleri ve mü'min kadınları yapmadıkları bir işten dolayı suçlayanlara gelince, onlar iftira atma suçu işlemiş ve böylece açık bir günaha girmiş olurlar." (Ahzab: 33/58)

 

1583. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Bize silah çeken bizden değildir. Bize hile yapıp aldatan da bizden değildir."[155]

 

Müslim'in bir başka rivâyetinde şöyle denilmekt edir:

Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem pazarda bir buğday sergisine uğradı. Elini buğday yığınının içine daldırdı, parmakları ıslandı. Bunun üzerine satıcıya:

– "Ey zâhîreci! Bu ıslaklık nedir?" buyurdu. Adam:

– Ey Allah'ın Resûlü! Yağmur ıslattı, dedi. Resûl–i Ekrem:

– "İnsanların görüp aldanmama sı için o ıslak kısmı ekinin üstüne çıkarsaydın ya! Kim bizi aldatırsa, bizden değildir" buyurdu.[156]

 

* Aldatmanın her türlüsü İslam'da yasaklanmıştır. Malın iyisini öne, kötüsünü arkaya ve alta koymaktan tutun da kalitesi farklı malı kaliteli diye satmaya kadar yalan söylemekle müşterinin aldatılmasına göre her çağın ve her dönemin aldatma modelleri nin hepsi yasaktır. Silah çekmek de aynı şekilde tecavüz olması dolayısıyla bir farkı yoktur. [157]

 

1584. Yine Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Müşteri kızıştırmayın!"[158]

 

1585. İbni Ömer radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Nebî sallallah u aleyhi ve sellem müşteri kızıştırmayı nehyetmiştir.[159]

 

1586. Yine İbni Ömer radıyallahu anhümâ şöyle dedi:

Bir adam Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem'e gelerek alış–veriş yaparken kendisini n sürekli aldatıldığını söyledi. Bunun üzerine Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem:

– "Kimden alış–veriş yaparsan ona 'İslâm'da aldatma yoktur' de!" buyurdu.[160]

 

* Her yaptığı alışverişlerde aldandığından şikayette bulunan bir sahabinin müracaatı üzerine peygamber imiz, alışveriş yaparken böyle söylemesi gerektiğini bildirmiştir. Böyle bir kaidenin alışveriş esnasında hatırlatılması doğacak sorumluluğun bu kaideye uymayan kimseye ait olacağının dile getirilme si demektir.

Herkesin her konuda gerekli  bilgiye sahip olması, mal ve eşya hakkında yeterli teknik bilgiye sahip olması mümkün değildir. Satıcı olan kimsenin de alıcının bu bilgisizl iğinden yararlanm aya kalkması doğru olmaz. Alıcı böyle söyleyerek, sorumluluğu satıcıya yüklerken satıcı da inançları doğrultusunda dürüst davranıp helal kazanmaya ve kimseyi aldatmama ya çalışacaktır.

Gözünü kazanma hırsı bürümüş, haram helal ver Allahım, kulun seçmez yer Allahım, inancıyla hareket edenlere tesiri olmasa bile Allah korkusu ve hak hukuk mefhumunu yitirmemiş kimselere inşaallah tesiri olur. [161]

 

1587. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Kim, bir adamın karısını veya kölesini ayartıp aldatırsa bizden değildir."[162]

 

* (1582-83) Alıcı olmadığı halde sadece müşteri kızıştırmak için müşteri gibi davranıp yüksek fiat vermek suretiyle malın fazla fiatla satılmasına ve böylece gerçek alıcıların zarara uğramasına vesile olmak yasaklanmıştır. İki esnaf arasında pazar yerlerind e yabancı müşterilere fazla fiatla mal satmak için uygulanan bu islamî metodla yasak getiriler ek hiçbir kimsenin aldatılmasına meydan vermemiştir. Bugünkü reklamlar da meşhur şahısların çıkıp ben de aldım, ben de kullandım demek suretiyle toplumu aldatmala rı ve o firmanın malına revaç kazandırmaları da bu aldatma içerisine girer. [163]

 

277) Sözden Cayma, Ahdi Bozma Yasağı
 

Bu bölümdeki iki ayet ve dört hadis-i şeriften Allah'a ve insanlara verilen sözlerin yerine getirilme si gerektiğini, verilen söz ve anlaşmalardan sorumlu olduğumuzu, münafıkta bulunan hususiyet lerden birinin de sözünde durmamak olduğunu, sözünde durmayanl arın kıyamet günü bir bayrak dikilerek tanıtılacağını, sözünde durmaması ölçüsünde bu bayrağın yükseltileceğini, kamu yöneticisi durumunda olanların vefasızlıklarının daha büyük olacağını öğreneceğiz. [164]

 

"Ey inananlar, Allah'a ve insanlara olan akitlerin izi titizlikl e yerine getirin." (Maide: 5/1)

"...Ey inananlar, verdiğiniz sözü yerine getirin, çünkü verdiğiniz her sözden hesap gününde mutlaka sorguya çekileceksiniz." (İsra: 17/34)

 

1588. Abdullah İbni Amr İbni’l–Âs radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Nebî sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Dört huy vardır ki bunlar kimde bulunursa o kişi tam münâfık olur. Kim de bu huylardan biri bulunursa, onu terkedinc eye kadar o kişide münâfıklıktan bir sıfat bulunmuş olur:

Kendisine bir şey emanet edildiği zaman ona ihânet eder.

Konuştuğunda yalan söyler.

Söz verince sözünden döner.

Düşmanlıkta haddi aşar, haksızlık yapar.”[165]

 

1589. İbni Mes'ûd, İbni Ömer ve Enes radıyallahu anhüm'den rivayet olunduğuna göre Nebî sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Ahdini bozan herkes için kıyamet günü bir bayrak dikilip bu falanın vefâsızlık alâmetidir diye ilân olunacaktır."[166]

 

* Sözünde durmayan kimseleri n kıyamet gününde nasıl teşhir edileceği anlatılmaktadır. Sancak ve bayraklar altında teşhir edilmek ne büyük rüsvaylıktır. [167]

 

1590. Ebû Saîd el–Hudrî radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Nebî sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Kıyamet günü her vefâsız kişinin arkasında bir bayrak bulunacak ve vefâsızlığı ölçüsünde o bayrak yükseltilecektir. Bilin ki, vefâsızlık açısından kamu yöneticisinden daha büyük vefâsız yoktur."[168]

 

* Her sözünde durmayan kimseye bir bayrak yükseltilecek, toplumun yönetimini üstlenmiş müslüman ve idareci olmuş kişilerin verdikler i söze, girdikler i taahhütlere ve yönelttikleri insanlara, yaptıkları vaadlere uymamaları halinde onların vefasızlığı bir anda o toplumun fertleri adedince büyüyecektir. Yani onların ihanetler ini belgeleye n bayrakları herkesink inden daha yüksekçe olacaktır. [169]

 


Admin

  • Ziyaretçi
Ynt: Sakınılması Gereken Şeyler
« Yanıtla #3 : 13 Aralık 2005, 21:12:12 »
1591. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Nebî sallallah u aleyhi ve sellem, "Allah Teâlâ şöyle buyurdu" demiştir:

"Ben kıyamet günü şu üç (grup) insanın düşmanıyım:

Benim adıma and içtikten sonra sözünden cayan kişi.

Hür bir insanı köle diye satıp parasını yiyen kişi.

Ücretle bir işçi tutup işini gördüren ve işçinin ücretini vermeyen kişi."[170]

 

* Allah'ın üç sınıf insanın hasmı olacağını bildiren bu kudsi hadiste Allah bu büyük felaketi haber vermekted ir. Ne büyük, çaresiz bir felaketti r:

1. İnsanları Allah adına söz verip sözünden dönenler ve,

2. İnsanları zorla ekonomik ve kültürel yollarla köleleştirip sahip oldukları doğal zenginler ini sömürenler ve,

3. İşçilerin alınterlerini istismar edenler de aynı şekilde Allah'ın düşmanlığı kazanan kimseler olacaklar dır. [171]

 

278) Bağış Ve Benzeri İyilikleri Başa Kakma Yasağı
 

Bu bölümdeki 2 ayet ve bir hadis-i şeriften yapılan iyilikler in başa kakmak suretiyle geçersiz olacağını, başa kakmayanl arın büyük mükafatlar elde edecekler ini, yaptığı iyilikler i başa kakanlarl a kıyamet gününde Allah’ın konuşmayacağını ve yüzlerine dahi bakmayacağını ve acıklı bir azapla azaplanac aklarını öğreneceğiz. [172]

 

“Ey iman edenler! yaptığınız iyiliği başa kakarak ve muhtaç kimsenin duygularını inciterek, yardımlarınızı değersiz ve geçersiz hale getirmeyi niz.” (Bakara: 2/264)

“Mallarını Allah yolunda harcayıp, sonra başa kakmayan ve eziyet etmeyenle r, mükafatlarını Rableri katında bulacakla rdır...” (Bakara: 2/262)

 

1592. Ebû Zer radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Nebî sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Üç sınıf insan vardır ki kıyamet günü Allah, onlarla konuşmaz, yüzlerine bakmaz, onları temize çıkarmaz. Hem de onlar için can yakıcı bir azab vardır."

Râvî dedi ki, Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem bu cümleyi üç kere tekrarladı.

 Ebû Zer:

– Bu kimseler tam bir mahrumiye te ve hüsrana uğramışlar. Bunlar kimlerdir, Ey Allah'ın Resûlü? diye sordu. Resûl–i Ekrem sallallah u aleyhi ve sellem de:

– "Elbisesin i kibirle yerlerde sürüyen, yaptığı iyiliği başa kakan ve yalan yere yemin ederek ticaret malını iyi bir fiyatla satmaya çalışandır" cevabını verdi.[173]

 

Müslim’in Îman bölümündeki 171. hadisin ikinci rivâyetinde "izârını yerde sürükleyen" kaydı bulunmakt adır. Bu da çalım satmak maksadıyla elbisesin i topuklarından aşağıya uzatan anlamına gelir.

 

* Bu hadis ve benzerler ine benzer bir ayet-i kerime  Al-i İmran: 3/77’de yer almaktadır. Tüm bu hadislerd e pek çok çeşit insan grubundan bahsedilm ektedir ve böyle büyük bir nasipsizl iğe mahkum olan bu insanları bize örnek olarak verilmekl e bu kimselerd en olmamamız gerektiği bizlere duyurulmuş oluyor. [174]

 

279) Övünmek Ve Haksız Yere Taşkınlık Yapmanın Yasaklığı
 

Buradaki iki ayet ve iki hadisten kişinin kendisini övüp temize çıkarmaması gerektiğini, kimin Allah katında daha iyi müslüman olduğunu Allah'ın bildiğini; yeryüzünde taşkınlık yapanlara acıklı azabın hazırlandığını müslümanların birbirler ine karşı mütevazi ve alçak gönüllü olmaları gerektiğini, “kendini büyük görerek, başkalarını hiçe sayan insanlar helak olmuşlar” diyen kimsenin kendisini n helak olduğunu öğreneceğiz. [175]

 

“...Ey mü’minler öyleyse kendinizi temize çıkarmaya kalkmayın. O, kimin yolunu kendi kitabıyla bulmaya çalıştığını en iyi bilendir.” (Necm: 53/32)

“Ceza ve sorumlulu k ancak, insanlara haksızlık edip, yeryüzünde haksız yere azgınlıkta bulunanla radır. İşte bunlara ahirette can yakıcı bir azap vardır.” (Şura: 42/42)

 

1593. Iyâz İbni Hımâr radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Allah Teâlâ bana:

Birbirini ze karşı öylesine alçak gönüllü olun ki, hiç bir kişi diğerine karşı haddi aşıp zulmetmes in. Yine hiç bir kimse, bir başkasına karşı böbürlenip üstünlük taslamasın diye vahyetti."[176]

 

1594. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Bir kimse (kendini üstün görüp diğerlerini küçümseyerek) insanlar helâk oldu derse, kendisi onların en önce helâk olanı olur."[177]

 

* Bir kimse yüksekten atıp ahkam keserek “tüm insanlar bozuldu, helak oldu” demesin. İbadet ve taatına güvenip böyle söylemesiyle büyük bir yanılgı içinde olmuş olur ve bu sözü iddia edeni vurur.  Kendi kusuruyla meşgul olmayı unutanların helakı herkesten önce gerçekleşir. Felaket tellallığı yapmak kimseye fayda getirmez. Kişinin içinde bulunduğu maddi ve manevi hiçbir nimet ona kendini başkalarından üstün görme hakkını vermez.[178]

 

280) Üç Günden Fazla Müslümanlarla İlgiyi Kesmenin Yasak Oluşu
 

Buradaki iki ayet ve yedi hadis-i şeriften; mü’minlerin ancak kardeş olduklarını böylece kardeşlerin arasını bulmak gerektiğini, günah ve düşmanlıkta yardımlaşmaması gerektiğini müslümanların birbirler ine karşı ilgilerin i kesmeyip, sırt dönmeyip haset etmeyip, üç günden fazla dargın durmamala rı gerektiğini, dargınlıktan sonra ilk olarak selam verenin daha hayırlı olduğunu, selamı alınırsa her ikisinin de sevap kazanacağını selamı alınmazsa almayanın günaha gireceğini, Pazartesi ve Perşembe günleri dargın ve şirk koşanlar haricinde herkesin bağışlanacağını, şeytanın insanları devamlı birbirine düşürmek için faaliyett e bulunduğunu, üç günden fazla küsüp kardeşini terkeden, o hal üzere ölürse cehenneme gireceğini, müslümanın müslüman kardeşine uzun bir süre küserse kanını dökmüş gibi günaha gireceğini öğreneceğiz. [179]

 

“Tüm mü’minler kardeştir. O halde her ne zaman araları açılırsa kardeşlerinin arasını düzeltin.” (Hucurat: 49/10)

“...Ey iman edenler! Kötülük, düşmanlık ve günaha girmede yardımlaşmayın...” (Maide: 5/2)

 

1595. Enes radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Birbirini zle ilginizi kesmeyini z, sırt dönmeyiniz, kin tutmayınız, ve hased etmeyiniz . Ey Allah'ın kulları, kardeş olunuz. Bir müslümanın, din kardeşini üç günden fazla terkedip küs durması helâl değildir."[180]

 

1596. Ebû Eyyûb radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Bir müslümanın, din kardeşini üç gün üç geceden fazla terkedip küs durması helâl değildir: İki müslüman karşılaşırlar biri bir tarafa öteki öbür tarafa döner. Halbuki o ikisinin en iyisi önce selâm verendir."[181]

 

1597. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Her Pazartesi ve perşembe günü ameller Allah'a arzolunur . Din kardeşi ile arasında düşmanlık bulunan kişi dışında Allah'a şirk koşmayan her kulun günahları bağışlanır. (Meleklere) siz şu iki kişiyi birbiriyl e barışıncaya kadar tehir edin, buyurulur ."[182]

 

1598. Câbir radıyallahu anh, Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işittim demiştir:

"Şeytan, Arap yarımadasında müslümanların kendisine kulluk etmelerin den ümidini kesmiştir. Fakat onları birbirler ine düşürmeye, aralarını açmaya çalışacaktır."[183]

 

1599. Ebû Hüreyre radıyallahu anh, Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işittim demiştir:

"Müslümanın din kardeşine üç günden fazla küs durması helâl olmaz. Kim müslüman kardeşini üç günden fazla terkeder ve o hal üzere ölürse cehenneme girer."[184]

 

* Küsmek kişiyi cehenneme götürecek kadar büyük hatalarda ndır. [185]

 

1600. Sahâbî Ebû Hırâş Hadred İbni Ebû Hadred el–Eslemî (es–Sülemî de denir), radıyallahu anh, Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem'i şöyle buyururke n işittiğini söylemiştir:

"Kim, din kardeşini bir yıl terkedip küs durursa, onun kanını dökmüş gibi günaha girer."[186]

 

* Yine aynı şekilde müslümanın kanını dökmüş gibi günaha götürür. [187]

 

1601. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Bir mü'minin, din kardeşini üç günden fazla terkedip küs durması helâl değildir. Üç gün geçmişse, onunla karşılaşıp selâm versin. Eğer selâmını alırsa, her ikisi de sevapta ortak olurlar. Yok eğer selâmını almazsa, almayan günaha girmiş olur. Selâm veren ise küs durmaktan çıkmış olur."[188]

 

281) Fısıldaşma Yasağı
 

Buradaki bir ayet ve iki hadisten gizli konuşmaların şeytandan olduğunu, üç kişi bir arada iken iki kişinin fısıltı ile konuşmaması gerektiğini öğreneceğiz. [189]

 

“O gizli konuşmalar ve fısıldaşmalar şeytandandır...” (Mücadele: 58/10)

 

1602. İbni Ömer radıyallahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Üç kişi bir arada iken, diğerini bırakıp ikisi fısıldaşmasın."[190]

 

Hadisi Ebû Dâvûd şu ziyâde ile rivâyet etti[191]:

Râvilerden Ebû Sâlih dedi ki; İbni Ömer'e "Peki dört kişi olurlarsa?" diye sordum. "O zaman sakıncası yoktur" dedi.

 

İmam Mâlik Muvatta'da[192] Abdullah İbni Dînâr'ın şöyle dediğini nakleder:

Bir gün ben Abdullah İbni Ömer ile birlikte Hâlid İbni Ukbe'nin çarşı içindeki evinde bulunuyor dum. Bir kişi gelip İbni Ömer'in yanında benden başka kimse olmadığı halde onunla gizlice konuşmak istedi. Bunun üzerine İbni Ömer, derhal bir başkasını çağırdı, biz evde dört kişi olduk. İbni Ömer, bana ve çağırdığı kişiye, "Siz biraz birlikte oyalanınız. Zira ben Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem'in, "Üç kişi bir arada iken, ikisi öbüründen ayrı olarak fiskos etmesin" buyurduğunu işittim, dedi.

 

* Mücadele suresi 9. Ayette fısıldaşmanın yasaklandığını biliyoruz . Çünkü üç kişi bir arada iken iki kişinin gizli konuşmaları üçüncü kişiyi ilişkilendirir. Kendisi hakkında kötü bir şey planlandığını zanneder. Böyle bir durum olmazsa bile en azından kendisini konuşmalarına ortak etmedikle ri için üzülür ve oradaki insanlar arasında soğukluğa ve güvensizliğe sebep olabilir. Bu sebeple Rasûlullah bu tür fiskosu yasaklamıştır. Yine aynı şekilde böyle bir toplantıda üçüncü şahsın bilmediği bir dille konuşması da aynı hükümdedir. Üçten fazla kişinin bulunduğu yerlerde iki kişinin fısıldaşması yasak değildir. [193]

 

1603. İbni Mes'ûd radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Üç kişi bir arada bulunduğunuz vakit, başka insanlara karışıncaya kadar, (içinizden) iki kişi, diğerini bırakıp fısıldaşmasın. Çünkü bu fısıldaşma, o kişiyi üzer."[194]

 

282) Gereksiz Ve Aşırı Cezalandırma Yasağı (Bir Uşağı, Hayvanı, Kadını Ve Çocuğu Meşrû Bir Sebebe Dayanmada n Veya Terbiye Sınırını Aşacak Şekilde Cezalandırma Yasağı)
 

Bu bölümdeki bir ayet ve dokuz hadis-i şeriften; herkese karşı iyi davranmanın gerekliliğini, böbürlenenleri Allah'ın sevmediğini, bir kadının hapsedere k hiçbir gıda almasına izin vermediği ve bu yüzden ölen bir kedi yüzünden cehenneme girdiğini, canlı hayvanları hedef yapıp atış yapanlara lanet edildiğini, köle ve hizmetçilerin dövülmemesi gerektiğini, dövülürse o işin keffareti nin o köleyi azad etmek olacağını, insanlara haksız yere azab ve işkence edenlere Allah'ın mutlaka azab edeceğini, hayvanların yüzlerinin dağlamak suretiyle damgalanm aması gerektiğini ve böyle yapan kimselere Allah'ın lanet edeceğini öğreneceğiz. [195]

 

“... Anaya, babaya, yakın akrabanıza yetimlere, muhtaçlara, kendi çevrenizden olan komşulara, uzak komşulara, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve elinizin altındaki hizmetçi ve işçilere iyilik yapın, iyi davranın. Doğrusu Allah, kendini beğenen ve böbürlenenleri sevmez.” (Nisa: 4/36)

 

1604. İbni Ömer radıyallahu anhümâ' dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Bir kadın ölünceye kadar hapsettiği bir kedi yüzünden azâb edildi ve bu sebeple cehenneme girdi. Hayvanı hapsettiğinde ona bir şey yedirmemiş, içirmemiş, yerdeki haşereleri yemesine bile izin ve imkân vermemişti."[196]

 

* Hiçbir hayvan gereksiz yere cezalandırılamaz. Savunması olmayan bu tür hayvanlar a yapılan zulüm asla cezasız kalmaz, Allah mutlaka cezasını verir. [197]

 

1605. Yine İbni Ömer radıyallahu anhümâ'dan rivayet edilmiştir. Kendisi birgün, bir kuşu hedef olarak dikip ona ok atan Kureyşli gençlerin yanına uğramıştı. Hedefe isabet etmeyen her ok için kuş sahibine bir ödeme yapıyorlardı. Gençler, İbni Ömer'in geldiğini görünce etrafa dağıldılar. İbni Ömer arkalarından şöyle seslendi:

– Bunu yapan kim? Allah ona lânet etsin. Şu bir gerçektir ki, Resûllullah sallallah u aleyhi ve sellem canlı bir hayvanı hedef olarak dikip ona atış yapana lânet okudu.[198]

 

* Atış talimleri ve savaş oyunları canlı hedeflere değil maketlere yapılması gerekir. İyiler bu tür şeylerde ikaz etmeli ve duyurmalıdırlar. Çünkü iyilerin tembelliği kötülerin faaliyeti dir denmiştir. [199]

 

1606. Enes radıyallahu anh şöyle dedi:

Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem öldürmek maksadıyla hayvanları bir yere hedef olarak bağlamayı yasakladı.[200]

 

* Zulüm kime ve neye yapılırsa yapılsın zulümdür ve mutlaka sorumlulu k gerektiri r. [201]

 

1607. Ebû Ali Süveyd İbni Mukarrin radıyallahu anh şöyle dedi:

Ben, Mukarrinoğullarının yedinci çocuğu idim. Bizim hepimizin sadece bir kölesi vardı. (Bir gün) en küçüğümüz onu tokatladı. Bunun üzerine Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem bize o köleyi âzâd etmemizi emretti.[202]

 

Müslim'in bir rivâyetinde[203] "yedincisi" yerine "kardeşlerimin yedincisi idim" ifadesi yer almaktadır.

 

* Köle, uşak, hizmetçi gibi insanlara hiçbir hakkın tanınmadığı bir ortamda insanların sebepsiz yere dövülmelerinin keffareti olarak hürriyetlerine kavuşturma tavsiyesi çok ciddi bir dini tedbirdir . [204]

 

1608. Ebû Mes'ûd el–Bedrî radıyallahu anh şöyle dedi:

Kölemi kamçı ile döverken arkamdan "Ey Ebû Mes'ûd, bilesin ki…" diye bir ses duydum. Ancak kızgınlığımdan sesin sahibini çıkaramadım, sözün gerisini de anlamadım. Yaklaşınca bir de ne göreyim Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem değil mi! Ve bana, "Ey Ebû Mes'ûd! Bilesin ki Allah'ın gücü sana, senin bu köleye gücünün yettiğinden çok daha fazla yeter!" diyordu.

Bunun üzerine ben, "Bundan böyle bir daha asla köle dövmeyeceğim" dedim.

 

Müslim'deki bir rivayette, "Onun heybetind en elimdeki kırbaç yere düşüverdi" ifadesi bulunmakt adır.

 

Başka bir rivayette[205]: Bunun üzerine ben, " Ey Allahın Resûlü! Allah rızâsı için bu köleyi kölelikten âzat ettim" dedim. Resûl–i Ekrem de:

– "Beri bak! Eğer böyle yapmasaydın seni mutlaka ateş yakardı (ya da cehennem ateşi seni sarardı)" buyurdu.[206]

 

1609. İbni Ömer radıyallahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Kim, işlemediği bir suçtan ötürü cezalandırmak maksadıyla kölesini döver veya sebepsiz yere tokatlars a, bunun kefâreti o köleyi âzat etmesidir ."[207]

 

1610. Hişâm İbni Hakîm İbni Hizâm radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre kendisi, Şam'da, başlarına zeytinyağı döküldükten sonra güneş altında beklemeye mahkum edilmiş çiftçilere rastladı.

– Bu ne haldir? diye sordu.

– Arazi vergisi (haraç) yüzünden bir rivâyette ise baş vergisi (cizye) yüzünden cezalandırılıyorlar, denildi.

Bunun üzerine Hişâm:

– Andolsun ki ben, Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem'in:

"İnsanlara haksız yere dünyada azâb edenlere Allah, mutlaka azâb eder" buyurduğunu işittim dedi ve Emîr'in huzuruna çıkıp durumu ona arzetti. Emîr de çiftçilerin serbest bırakılmalarını emretti.[208]

 

* Gereksiz ve haksız cezalar sona erdirilme lidir. Buna son verilmesi ne vasıta olmak gerekir. [209]

 

1611. İbni Abbâs radıyallahu anhümâ şöyle dedi:

Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem yüzü ateşle dağlanarak damgalanmış bir merkep gördü ve durumu çirkin buldu, onaylamadı.

Bunun üzerine İbni Abbas (kendi kendine), Allah'a yemin ederim ki ben bundan böyle hayvanın yüzünden uzak bir yerine damga vuracağım, dedi. Merkebini n uyluklarına damga vurduttu. İbni Abbâs böylece uyluklara damga vurduran ilk kişi oldu.[210]

 

1612. Yine İbni Abbâs radıyallahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre Nebî sallallah u aleyhi ve sellem, yüzüne damga vurulmuş bir merkebin yanından geçti. Bunun üzerine;

"Bu hayvanın yüzünü dağlayana Allah lânet etsin!" buyurdu.[211]

Müslim'in bir başka rivayetin de de[212]; "Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem yüze vurmayı ve yüzü damgalama yı yasakladı" denilmekt edir.

 

* Hayvancılıkla uğraşan yörelerimizde adet olan bu gelenek yüze olmamak şartı ile ve büyük ve derin olmamak şartıyla onaylanmıştır. İnsan vücuduna dövme yaptırmak ise haram kılınmıştır ve lanetlenm iştir. [213]

 

283) Canlıları Yakma Yasağı (Karınca Ve Benzerler i Dahil Herhangi Bir Canlıyı Ateşle Yakmanın Haram Olduğu)
 

Buradaki iki hadisten hiçbir canlının yakılarak imha edilmemes ini ateşle azabı ancak Allah'ın yapacağını öğreneceğiz. [214]

 

1613. Ebû Hüreyre radıyallahu anh şöyle dedi:

Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem bir keresinde bizi bir seriyye içinde savaşa gönderdi. Kureyşlilerden iki kişinin adını vererek:

– "Falan ve falanı ele geçirirseniz ateşte yakınız!" buyurdu.

Sonra yola çıkacağımız sırada:

– "Ben daha önce size falan ve falanı ele geçirdiğinizde ateşte yakmanızı emretmiştim. Halbuki ateşle ancak Allah azâb eder. Bu sebeple siz o iki kişiyi ele geçirdiğinizde (yakmayın) öldürün!" buyurdu.[215]

 

1614. İbni Mes'ûd radıyallahu anh şöyle dedi:

Bir seferde Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem' in maiyyetin de bulunuyor duk. Hz. Peygamber abdest bozmak için yanımızdan uzaklaştı. Bu sırada biz iki yavrusu olan küçük bir kaya kuşu gördük, yavruları aldık. Kuşcağız yavrularını kurtarmak için çırpınmaya başladı. Tam bu sırada Nebî sallallah u aleyhi ve sellem geldi ve:

– "Bu kuşu yavrularını almak suretiyle kim tedirgin etti? Verin ona yavrularını!" buyurdu.

 Bir kere de yaktığımız karınca yuvasını gördü ve:

– "Karıncaları kim yaktı?" diye sordu.

– Biz, dedik.

– "Gerçek şu ki, ateşle azâb etmek, ateşin yaratıcısından başka hiç kimse için uygun ve meşrû değildir" buyurdu.[216]

 

* Hiçbir sistem ve hiçbir şahıs suçun cezasız kalmasını istemez. İslam ise her suça uygun ve caydırıcı cezalar tayin etmiştir. Öldürülmeyi hak eden hayvanlar yakılarak ve değişik işkencelerle değil en uygun yolla öldürülmelidir. Çünkü yakarak öldürmek ancak Allah'a mahsustur . Tarla ve orman yakmak bir çok canlıyı da ateşte yakmak ve cezalandırmak demek olduğu için çok büyük bir sorumlulu k doğurur. Dinimiz her alanda şefkatli ve merhametl i olmayı emreder. [217]

 

284) Zenginin Borcunu Geciktirm esi (Alacaklının İsteği Karşısında Zengin Bir Kimsenin Borcunu Geciktirm esinin Haram Olduğu)
 

Buradaki iki ayet ve bir hadisten emanetler i ehline vermemizi Allah'ın emrettiğini, zenginin borcunu ertelemes inin zulüm olduğunu, alacaklı kimsenin başka birine havale edildiği takdirde alacağını oradan almak üzere borçluyu terk etmesinin iyi olduğunu öğreneceğiz. [218]

 

“Gerçekten Allah size, emanetler i ehil olanlara vermenizi emreder.. .” (Nisa: 4/58)

“...Eğer birbirini ze güveniyorsanız, kendisine güven duyulan, bu güvene uygun davransın ve borcunu ödesin...” (Bakara: 2/283)

 

1615. Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Zenginin borcunu ödemeyi ertelemes i zulümdür. Sizin biriniz hali vakti yerinde olan birine havâle edildiğinde, bu havâleyi kabulleni p o kişiye müracaat etsin."[219]

 

* Burada zengin kelimesi borcunu ödemeye mali yönden gücü yeten kimse demektir. Ödeyeceği para malen elinde olan fakat bugün yarın diye atlatarak sürekli geciktirm esi alacaklıya karşı işlenmiş bir suç teşkil etmektedi r.

Borçlu, alacaklı tarafından alacağı istendikt en sonra borcunu ödemezse tüm sorumluluğu üstlenmiş olur. Alacaklı zengin bile olsa borcun geciktiri lmesine sebep teşkil etmez, yapılan iş tek kelimeyle zulümdür. Yani Allah'ın yarattığı kullarının yapmalarını istediği bir davranışı yapmamaktır, haksızlıktır. Yani verilen süre içinde ödenmelidir ve ödenecektir.

Ödenmeyip uzatılması halinde senet veya çek ne olursa olsun kaç kişi tarafından ciro edilmişse hepsinin hakkı ödenmeyen kişiye geçer. Kişi onların her biriyle özel helalleşmek suretiyle hepsinin haklarını helal ettirmele rini istemesi gerekir. Değilse, helalleşmezse Allah'ın huzuruna kul hakkıyla çıkmış olur.

Hadisin ikinci bölümünde başka birine havale edildiyse alacaklı kimsenin bunu anlayışla karşılaması gerekir. Ben başkasını tanımam sen ödeyeceksin gibi ilk borçluyu zorlaması uygun değildir. Havale edilenden alacağını almalıdır. [220]

 

285) Bağıştan Dönmenin Kerâheti (Bir İnsanın, Hibe Ettiği Kişiye Henüz Teslim Etmediği Bağışından Vaz Geçmesinin; Teslim Etmiş Olsun Olmasın Kendi Çocuğuna Yaptığı Hibeden Dönmesinin Mekruh Olduğu Ve Yine Sadaka, Zekat, Kefâret V. S. Olarak Çıkarıp Verdikler inin Bir Kısmını Verdiği Kişiden Satın Almasının Mekruh Olduğu Ama Bunların Kendisine İntikal Etmiş Olduğu Bir Üçüncü Şahıs Veya Kurumdan Satın Alınmasında Herhangi Bir Sakınca Ve Kerâhetin Bulunmadığı)
 

Buradaki iki hadis-i şeriften bağışından dönen kimsenin kusmuğunu yalayan köpeğe benzediğini, bağış olarak verilen bir şeyin hiçbir şekilde geri alınmaması gerektiğini öğreneceğiz. [221]

 

1616. İbni Abbas radıyallahu anhümâ' dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Bağışından dönen kimse, kusmuğunu yalayan köpeğe benzer."[222]

 

Müslim'in bir rivâyetinde[223], "Verdiği sadakadan dönen kimse, yediğini kustuktan sonra dönüp onu yiyen köpeğe benzer" buyurulur .

 

Bir başka rivâyette[224] ise, "Bağışından dönen, kusmuğunu yiyen gibidir" denilmekt edir.

 

1617. Ömer İbni'l–Hattâb radıyallahu anh şöyle dedi:

Ben iyi cins bir atımı Allah rızâsı için bir mücâhide vermiştim. O zât ata iyi bakamadı, onu zayıflattı. Bunun üzerine ben hayvanı para ile satın almak istedim. Ucuza vereceğini de tahmin ediyordum . Durumu Nebî sallallah u aleyhi ve sellem'e arzettim. O şöyle buyurdu:

– "Bir dirheme bile verse, sakın onu satın alma, verdiğin sadakadan asla dönme! Zira bağışından dönen, kustuğunu yalayan gibidir."[225]

 

* Yukarıdaki her iki hadiste de “Hibe” kavramı hukuki bir akit ve muameledi r. Ahlaki ve hayra yönelik yönü de vardır. Hadislerd eki benzetme yapılan için çok çirkin olduğunu gösterir. Yani o kişi köpeğinin yaptığı pis ve iğrenç işi yapmış olur. İkinci hadiste Rasûlullah’ın bir dirheme verse bile satın alma demesinde n; Allah rızası için yapılan iyiliğin sonuna kadar o vasıfta kalmasını temin içindir. Böylece Rasûlullah; hem işin içine herhangi bir ticari endişenin girmemesi ni hem de müslümanlar arası ilişkilerin en iyi şekilde korunmasını hedeflemiştir. [226]

 

286) Yetim Malı Yemenin Haram Oluşu
 

Buradaki üç ayet ve bir hadis-i şeriften; haksızlıkla yetim malı yiyenleri n karınlarına ateş doldurmuş olacaklarını, onların mal ve işlerinin idaresine iyi niyetlerl e yaklaşılması gerektiğini, insanı helak edecek ya da büyük günahtan birinin de haksız yere yetim malı yemek olduğunu öğreneceğiz. [227]

 

“Doğrusu yetimleri n mallarını haksızca yiyip bitirenle r, karınlarına sadece ateşle doldurmuş olurlar. Onlar öteki dünyada da çılgın bir ateşe girecekle rdir.” (Nisa: 4/10)

“Erginlik çağına erişinceye kadar, yetimin mal varlığına onun iyiliği için olmadıkça dokunmayın.” (Enam: 6/152)

“... Yetimlere nasıl davranacağınız hakkında sana sorarlar. De ki: “Onların durumlarını düzeltmek en hayırlı olandır.” Ve onların hayatlarını paylaşırsanız unutmayın ki, onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah bozguncul uk yapanları da düzeltmeye çalışanları da en iyi bilir.” (Bakara: 2/220)

 

1618. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Nebî sallallah u aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

– "Yedi helâk ediciden kaçının!" Sahâbîler:

– Ey Allahın Resûlü! Bunlar nelerdir? diye sordular. Hz. Peygamber:

– "Allah'a ortak koşmak, sihir (büyü) yapmak, Allah'ın haram kıldığı bir nefsi haksız yere öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, savaş meydanından kaçmak, evli, namuslu ve hiç bir şeyden haberi olmayan kadınlara zina isnad etmektir,” buyurdu.[228]

 

* Yedi büyük günah, yedi helak edici şeylerin sıralaması yapılan bu hadisimiz in bu bölümde geçmesi yetim malının da aynı günah olması dolayısıyladır. Yukarıdaki ayetlerde de durumun dehşet ve vehameti bildirilm ektedir. Dolayısıyla özet olarak söylemek gerekirse müslümanın her türlü şer ve kötülükten uzak durması gerekmekt edir. Büyük günahlar yedi sayısıyla sınırlandırılmış değildir. Burada anlatılmak istenen şu yedi şey büyük günahlardandır demektir. [229]

 

287) Faizin Haram Oluşu
 

Bu bölümdeki bir ayet ve bir hadisten; faiz yiyenleri n yataklarından ve kabirleri nden kalkarken şeytan çarpması gibi kalkacakl arını, Allah'ın alışverişi helal, faizi haram kıldığını, Rabbinden gelen faiz yasağı emrine uyan kimsenin işinin Allah'a kaldığını bu işte ısrar edenin ebedi cehenneml ik olduğunu, Allah'ın faizli kazançları mahvettiğini, sadakaları bereketle ndirdiğini ve müslüman kimsenin faizden mutlaka çekinmesi gerektiğini ve peygamber imizin de faizi alana verene lanet ettiğini öğreneceğiz. [230]

 

“Faiz yiyenler ancak şeytanın dokunup çarptığı kimseler gibi davranırlar. Çünkü onlar; “Alışveriş de bir tür faizdir” derler, halbuki Allah alışverişi helal sayarken, faizi haram kılmıştır. Kim Rabbinin öğüdünü dinler ve hemen faizden vazgeçerse, artık geçmişte aldığı faizler kendisine aittir. Ve onun hakkında karar vermek, artık Allah'a kalır. Kim de faize tekrar dönerse; içinde yaşayıp kalacakla rı ateşe mahkum olanlar işte böyleleridir.

Allah faizli kazançları berekette n mahrum eder, ama karşılıksız yardımları, sadakaları kat kat arttırarak bereketle ndirir. Allah gerçekleri örtbas edenleri ve günahkarların hiçbirini sevmez. İman edenler, doğru ve yararlı işler yapanlar, namazlarında dikkatli ve devamlı olanlar, karşılıksız yardımda bulunanla r, işte onlar mükafatlarını Rablerind en alacaklar dır ve onlara ne korku vardır ne de üzülürler.

Ey inananlar! Yolunuzu Allah ve kitabıyla bulun ve eğer mü’minseniz faizden doğan kazançların tümünden vazgeçin.” (Bakara: 2/275-278)

 

1619. İbni Mes'ûd radıyallahu anh şöyle dedi:

Resûlullah sallallah u aleyhi ve sellem faiz alana da verene de lânet etti.[231]

Tirmizî ve diğer muhaddisl er, "şâhitlerine ve kâtibine de" kelimeler ini ilave ettiler.

 

* Faiz konusunda ki ayetlerin de içki kanunu gibi tedricen geldiğini unutmayalım. Bu konuda önce Rum: 30/39 sonra Âl-i İmran: 3/130, 131 daha sonra Nisa: 4/160, 161 ve en sonunda da Bakara: 2/275 ayet nazil olmuştur. [232]

 

Bu konuda değişik hadisler (1616 ve 1617. Hadisleri n yanısıra:)

3: Rasûlullah (s.a.v.) faizi yiyen ve yedirene lanet etti.[233]

4: Öyle bir zaman gelecek ki faiz yemeyen hiçbir kimse kalmayaca k, yemeseler bile buharından veya tozundan bir şey bulaşacaktır.[234]

5: Rasûlullah (s.a.v.) faizi yiyeni, yedireni, faiz akdini yazanı, zekata mani olanı, dövme yapan ve yaptıranı, hulle yapan ve yaptıranı lanetledi .[235]

6: İsra gecesinde karınları evler gibi olan, içinde yılanların da dolaştığı kişilerin kimler olduğunu Cebrail’e sordum. Faiz yiyenlerd ir dedi.[236]

7: Faiz yetmiş küsür günahtan oluşur. En hafifi kişinin kendi annesiyle zina etmesidir .[237]

8: Faiz yetmiş üç çeşittir. (Net gelir, gecikme zammı, komisyon, kazanç, nema ve benzeri gibi isimlerle aynı faiz olmasına rağmen çeşidi çoğalacak)[238]

9: Faizden mal çoğaltanın malı azalır.[239]

10: Bile bile bir dirhem faiz yemek otuz üç zinadan daha beterdir.[240]

11: Bile bile bir dirhem faiz yemek otuz altı zinadan daha beterdir.[241]