www.musluman.biz www.musluman.biz
 
*
Selamun Aleykum, İlme Talip. Lütfen giriş yapın veya Öğrenci olun. Eylül 06, 2010, 21:12:01


Okuyucu adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: 1   
  Yazdır  
Gönderen Konu: BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM  (Okunma Sayısı 2346 defa)
EMRE
İlme Talip


E-Posta
« : Temmuz 08, 2005, 10:07:46 »

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Giriş
Hamd, ancak Allah içindir. O’ na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz.N efislerim izin şerrinden,amellerimizin kötülüğünden O’ na sığınırız. Allah kimi hidayete erdirirse onu saptıracak yoktur. Kimi de saptırırsa onu hidayete erdirecek yoktur. Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet ederim. O tektir ve ortağı yoktur ve şehadet ederim ki Muhammed, O’ nun kulu ve Rasulüdür.
“Ey iman edenler! Allah’tan sakınılması gerektiği şekilde sakının ve ancak müslüman olarak ölün.” (Ali-İmran/102)
“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbi-nizden sakının.Adını kullanara k birbirini zden dilekte bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık haklarına riayetsiz likten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.” (Nisa/1)
“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin ki Allah işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah ve Rasûlüne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur.” (Ahzab/70-71)
Bundan Sonra: “Muhakkak ki, sözlerin en doğrusu Allah’ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed (s.a.v)’in yoludur. İşlerin en kötüsü ise sonradan uydurulan dır. Sonradan uydurulup dine sokulan her amel bidat, her bidat sapıklık ve her sapıklık da ateştedir.” (Müslim/867)
MUKADDİME
İslamın temelini özünü teşkil eden külli esaslarını beyan eden bir kaideyi külliye vardır. Azim özlü temel kaidelerd ir. Bu temel kaideler, esaslar; insanlar tarafından konulması mümkün olmayan izah edilmesi de mümkün olmayan ilahi ve temel esaslardır. Aslını vaaz etmek ilahi, onu tafsil ettirmek anlatmak izah ettirmekt e ilahidir. Bunun içindir ki her müslümanın ebedi hayatını bina ettiği bu külli kaideler, teklif çağından itibaren velilerin vazifesi olarak, bir toplulu-ğun cemaatin vazifesi olarak, ilim ehlinin vazifesi olarak veyahut ta en üstün mertebede bir devletin  vazifesi olarak halka öğretilir, tarif edilmesi gerekir.Z amanımızdaki sistemleşen toplulukl ar, cemaatler bir yerde devletler kendi varlıklarını koruyabil mek için kendi mevcu-diyetini muhafaza edebilmel eri için belli başlı kaideler, nizamlar koymuşlardır.Kendilerine tabii olan veyahut kendileri nin kuvvetle hakim oldukları toplulukl arda o nizama tertibe uyulmasını hassasi-yetle talep ederler. Eğer talep edilen bu arzuya isteğe kendileri ne tabi olunan toplulukt a muvafakat göremezlerse icbarı olarak tabi ettirirle r kendileri ne, mecburen tabi ettirirle r, bunun korunmasını sağlarlar.
Bizim menfaatim ize, faydamıza dönük olarak biz şu yeryüzü küresine bir cemaat ve topluluk oluşturan insanoğluyuz. Allah (c.c) bizim dünyevi ve uhrevi ebedi saadetimi zi tanzim eden kendimizi koruyabil memiz için temel esaslar kanunlar ve nizamlar tanzim etmiştir. Bunların korunmasını istemiştir. Yalnız insanoğlunu bunda serbest bırakmıştır. Bu sözü söylerken; insanın iradeyi cüziyesini kullanmak ta kendisini n mükellef olduğunu ispat edebilmek için, yani Allah (c.c)’nin insana verdiği akıl nimeti iradeyi cüziyeyi kullanma kabiliyet ine sahip olduğu için Allah (c.c) ona hesap soracaktır.
İyi ve kötüyü seçmekte, tercih etmekte serbestti r derken bunu diyoruz. Ama katiyetle biz kuvvet bulduktan sonra Allah (c.c)’nin kelimesi hakim olana kadar, hakim bulduktan sonra mücadeleye emredildi k. Ta ki fitne yeryüzünden kalkana kadar (Nur/55) yani biz şerrin kötülüğün, fesadın yeryüzünde hakim olmaması için mücadele etmekle başkalarına mecburen islamı tatbik ettirmek zorundayız. Yani hiçbir kimsenin Allah’a küfretmesine, Allah’ı inkar etmesine, Allah’a ortak koşmasına müsaade edemeyiz. Ama bu sözü söylerken, aşağı-dan en üstün mertebeye kadar bir seviyeyi düşünerek söylüyoruz. Bunu derken istemediğimizi, arzu etmediğimizi kalbimizl e tahakkuk ettiririz .Lisanımızla tahakkuk etttiriri z.Ve elimizle azalarımızla mücadele ederek bunu tahakkuk ettiririz gerçekleştiririz.
Onun için sık sık tekrarladığımız söyleme mecburiye tinde kaldığımız mevzumuzu izah edebilmek için, Allah insanoğlunu serbest ve hür bırakmıştır. İstediğini seçebilir, iyiyi ve kötüyü. Ama beyan etmiştir. Hürdür serbestti r derken, kötüyü seçsin ona hiçbir şey yok değil. Kötüyü, iyiyi seçmekle ona bir irade vermiştir. O idareyi kullanma salahiyet i ve kabiliyet i onda vardır. Yani kendi arzusuyla iyiyi seçsin ve mükafatını alsın. Kendi arzusuyla kötüyü seçsin ve böylelikle cezasını çeksin, meselesin i izah edebilmek için söylüyoruz. Ama Allah (c.c) hiçbir zaman küfrün fitnenin fesadın yeryüzünde hakim olmasını ve insanların bu işe suluk etmesini istememiştir.
Allah (c.c), küfürden, isyandan ve fısk’tan nefy ediyor. Ve inananların kendisine teslim olanların kalplerin e de bunu çirkin göstermiştir, bunların buğzunu yerleştirmiştir ve kendisine bağlanan-ların kalplerin de Allah’a imanı, itaati ve bunların tahakkuku nu, hakimiyet i yolunda mücadeleyi sevmeyi yerleştirmiştir. Onun içindir ki bu temel nizam esaslar ve kanunlar muhakkak ki fertlerin kendi mesuliyet çerçevesini ihata ederek en büyüğüne doğru ben bir mesul, mükellef olarak Allah’ın emirlerin e muhatap olmam hasebiyle nefsimin fısk ve isyana suluk etmesine müsaade edemem. Ben bu hakimiyet i nefsimde sağlamalıyım. Ailemde bunu hiç istemem. Etrafımdaki toplulukt a da istemem. Böyle bir mesuliyet hissimi kavraya kavraya en üstün zirvedeki sözü de sarf ederek bir topluluk, Resulune iman eden ona teslim olan bir topluluk katiyetle küfrün şirkin isyanın yapılıp insanlar arasında yayılıp hakimiyet sağlamasını istemez, ve yaptırtmaz ve buna mani olur.İstemez, başkasına yaptırt-maz ve eliyle de buna mani olur. Bunu sağlamanın gerçekleştirmenin bütün yollarını dener.Fer den ve cemaaten. Ferden deneme onu nereye kadar götürürse o sülukunda istikamet inin tayininde mesuldür. Ve bu mesuliyet i hissetmel idir. Eğer ferdi gayreti onu daha büyüklerine götüremiyorsa acizliğinden değil, kendi iradei cüziyesi buna karışarak böyle yapıyorsa o yarın Allah indinde katletmiş olduğu bir zerrenin bir kürre olarak karşısına çıkacağını düşünmelidir.   
Yani kendi ferdi gayretler inin çalışmalarının acizliği değil de iktidarsızlığı değil de iradeyi cüziyenin karışarak yapmadığı yarın katletmiş olduğu bir zerre olarak dünyada yarın Allah (c.c)’nin huzurunda bir kürre olarak karşısına çıkacağını düşünmelidir.
Bununla biz neyi kastediyo ruz, neyi misal vermek istiyoruz? Şöyle izah edebiliri z ki; bir çekirdeğin ekildiğini düşünün, o bir çekirdek insanlar nazarında çok cüzidir. Akıllı ve olgun bir insanın nazarında o çekirdeğin değeri çok büyüktür. Hele çiftçiyse o daha da değerlidir. Bir çekirdeği ekseniz de hafif şöyle bir yeşerse, biriside gelip onu kökünden koparıp almaya çalışsa onun hayatına son vermeye çalışsa, sizin nazarınızda, iyi düşünenlerin nazarında o dehşetli bir cinayetti r. O birkaç sene sonra kocaman bir ağaç olacak binlerce meyvesiyl e insanlara faydalı olacak bir ağacı katletmiş nazarıyla bakar. Ona koskocama n bir ağacı binlerce insanın istifade edeceği bir meyve ağacını katletmiş gözüyle bakılır. Hakiki nazarla buna böyle bakılır ve bu böyle görülür.
İşte sizin Allah (c.c)’nin koymuş olduğu kanunların nizamının hakimiyet i yolunda yapmış olduğuna bütün hareketle r birer çekirdek mesabesin dedir. Belki siz bahçıvan olarak değil bahçıvan elindeki çekirdeğin değerinin ondan sonradan, seneler sonra neler alınacağını düşündüğünde hesap ettiğinden o onun değerinin kıymetini bilir. Rastgele bir insan o çekirdeğin değerini bilmediğinden böylece atar. Ama sizin şu an gayret, teşvik ve fedakarlığınızla Allah Teâlâ'nın kanunlarının, hakimiyet i yolunda yapmış olduğunuz mücadele belki bir çekirdek mesabesin dedir, belki sizin nazarınızda hiçbir değeri olmayan çekirdek mesabesin dedir.Ama bir bahçıvan olarak düşünse-niz o çekirdeğin seneler sonra vereceği meyveyi düşünürsünüz.Ve hemen ona bakmaya onu himaye etmeye kasteders iniz.
Öyleyse aynen bu çekirdeği ekmemekle, ah bana ne bununla uğraşmakla bir ben mi varım bu çekirdeği ekecek ve yahut benim cüzi çabamla mı bu ağaç yeşerecek sözleri sarf ederseniz bu hemen sizin hiçbir meseleden anlamayan şuuruna varmayan hakiki bir telakki ölçüsüne sahip olmayan kişi olarak bakışınızdır. Ve görüşünüzdür. Aynen de o çekirdeği öldürmek o çekirdeği mahvetmek , o çekirdeği koparmak aynen ilerideki bir ağacı katletmek gibi düşünülürse aynen de öylece bu cüzi hareketle rden geri durma onları geri durdurma irâdeyi cüziye karışmak onlara mani olma gibi hareketle rin hangisi, hangi çeşidi bizden zuhur ederse etsin Allah’ın kanunlarının hakimiyet inde atılan tekmelerd ir.
Onun için yaptığınız hareketi hayır yönünden küçük görmeyin. Yaptığınız hareketi şer yönünden de küçük görmeyin.Söylediğiniz bir kelime,mübarek bir ağacın çekirdeği olur.Binl erce insan ondan istifâ-de ederler.Söylediğiniz bir söz bir zakkum ağacının çekirdeği olur. Binlerce meyve verir, binlerce insanında ebedi hayatını helak eder.
Siz şu an hal ve tabiyetin izle bir yerde ümmi telakki edilecek dini bilgilerd en mahrum bir topluluk olarak kendinize bakarsanız çok küçük görülürsünüz. Ama yaptığınız iş, tuttuğunuz dâva, gayretini gütmek istediğiniz meseleler in üzerinde durur da bir bakarsanız çok aciz muhterem insanlığa önder olmuş insanların davasını kucakladığınızı anlarsınız. 
Biz Kitap ve Sünnet davasını yüklenmek isteyen insanlar olarak  bir bardak suda fırtına koparmak isteyen insanlar değiliz. İyi biliyoruz ki bir bardak suda fırtına estirilme z. Bu hava böylece gösterilmez. Yapmadan tatbik etmeden hakikat sahasında sergileme den yapıyor-muş görünmekte istemiyor uz. Biz tatmış olduğumuz davanın, Tevhid davasının Allah'tan başkasının küfür ve inkarını sergilerk en bir peygamber lik silsilesi nin Allah Rasûlü(s.a.v)’e kadar takip ettikleri bir yolun takipçileri, arkalarından gidenleri, bıraktıkları bu aziz ve mukaddes mirasın varisçileri olarak kendimizi aziz ve mübarek görürüz.
Çünkü Tevhid davası peygamber lerin davası olması hasebiyle Allah’ın insanlara ilk istediği bir emir olarak neyi iktiza ettiyse onlara bela olarak musibet olarak neyi isabet ettirmiş ise aynen de bize gelebilec eğini bile bile kabul ediyoruz. Bununla şunu izah etmek  istiyoruz, Tevhidi bilen kişi ebedi hayatını kurtaran kişidir. Allah’ı tek ilah kabul etmeyi gerçekleştirebilen kişi “Muvahhid” dir.
Hemen Tevhid’i anlarken,Tevhid’i öğrenirken şunu da yanında öğreniyor ki, küfrün zirveye ulaşmış olduğu bir noktada hem de Allah’a inandıklarını söyleyen Allah’ın Resulüne tabi olduklarını söyleyen toplumun küfre ve şirke boğulmuş olduğu bir esnada saf, pak olan halis Tevhide yapışmanın onu yaşamanın onu başkasına anlatmanın da ne gibi bir belalar ve musibetle r getireceğini de öğreniyoruz.
Ben “Muvahhid” im demek; ona bir çok belaları üzerine celb ettiriyor . Kendisi adeta küfrün ve Tağut nizamının yıldırımlarını üzerine çeken bir paratoner oluyor. Adeta yıldırımları şimşekleri üzerine çeken bir siperisai ka oluyor.
Onun için Tevhid ehli, Allah’ı tekleyen muvahhidl er devamlı küfrün, Tağut nizamının şirk ehlinin karşısında bütün şiddeti kendisine çeken celbeden bir toplulukt ur.
Tevhidi kazanmak kolay değil, Tevhid ehliyim dedin mi de bütün bu bela ve musibetle re katlanaca ksınız. Peygamber ler nasıl bir muameleye mazur kalmışlarsa onların mirasçıları olmaya yeltenen kişilerde muhakkak buna maruz kalacakla rdır. Bunu da izah ederken birçok vesileler le tarif ettiğimiz bir kısım vardır. Hani sahabeler den biri gelip diyor ki: “Ya Resululla h, ben seni çok seviyorum . Seviyor musun diyor. Evet. Ya Rasulüllah diyor. Anam babam sana feda olsun diyor. Öyleyse fakirliğe hazırlan diyor. Eğer beni seviyorsa n, fakirliğe hazırlan.” diyor. (Tirmizi ,Ebu Davud)
Birçok şeyleri üzerine çekeceğinin alametler i olarak delil olarak verilen hadisi şerif budur. Eğer biz Tevhid ehliysek tabi demeyle değil gerçekleştirebildiysek hepimiz Tevhid ehlinin çekmiş olduğu eziyete ve işkenceye maruz kalmış oldukları musibete hazır olalım.
Eğer Tevhid ehli olduğunu söylediği halde böyle şeyler ona isabet etmiyorsa, maruz kalmamış ise o kendini bir yoklasın. Onun gerçekleştirmesinde bir sakatlık var demektir.
Çünkü, bizde ehli sünnetiz diyoruz. Ama ehli sünnet olmanın alametini gördüğümüz kişinin biz hakikaten ehli sünnet olduğuna inanıyoruz. Ve bunun içindir ki biz diyoruz ki, Ehli sünnet olmak, ehli sünnet olduğunu söylemek değildir. Onu hakikaten gerçekleştirmekle bu mümkündür.Velev ki sen ehli sünnet olduğunu dille söylemesen de amellerin senin ehli sünnet olduğuna delalet ediyor mu, işte sen osun.
Aynen de ben Muvahhid’im diyen kişi eğer hakikaten gerçek-leştiremediyse hayatında tatbikatında ona belalar ve musibetle r gelmez. Zira Tevhid ehli olsa yaşaması gerekir. Allah’a inandığı gibi Allah’tan gayrını inkar etmesi gerekiyor . Tevhidi ispat yönüyle, nefy yönüyle tahakkuk ettiren kişi demektir.
Peygamber ler ve onlara tabi olanlar zamanında bunu kabul ederlerke n yaşarlarken insanlara anlatırlarken aynı musibetle re ve belalara maruz kalmışlardır. Muhakkak zamanımızda da bizden önce veyahut bizden sonra muvahhid olduğunu söyleyen kişi hakikaten gerçekleştirmiş ise bu gibi musibetle re maruz kalacaktır. Ve buna hazırlansın. Bütün peygamber lerin hayatı, peygamber lere tabi olan insanların hayatı bunların açık ve bariz birer delilleri dir. Öyleyse biz bundan müstağni kalamayız bu mümkün değil.
Biz bu vasıfları anlatırken temel kaideleri anlatırken, hastalıkla-rın nereden gelip, yıkılmalarına sebep olan belaları zikretmel iyiz. Temel kaide temel esaslar Allah’ın varlığını kabul ettikten sonra, O’nun Resulünün risaletin i tasdik ettikten sonra milyarlar ca insanın kabul edeceği kaidedir. Hatta bütün insanlık fıtraten bunu inkara mecali yoktur. O’nun için en büyük müşkülât temel kaideyi kabul etmek değil, temel kaideyi muhafaza etmektedi r.
Temel kaideyi üstün esas olarak devamlı zikrettiğimiz gibi Allah’ın kitabı, peygamber lerin sünneti olarak zikrediyo ruz. Hiç bunu kabul etmeyen gördünüz mü? Herkes temel ve asıl kaide olarak Kitap ve Sünneti kabul ettiğini söylüyor. Müşkülât buradan gelmiyor. Müşkülât bu temel kaideleri sağından solundan yıpratan kendi rengini vererek gösteren bir cam mesabesin deki fitneleri n beyanıdır. Musibetle rin beyanıdır. Zira yıkılış tatbikat sahasındaki noksanlık buradan kaynaklanıyor. Onun için müellif esas olarak asıl olarak bunları izah etmek istiyor. Bunları beyan etmek istiyor. Meseleyi açık bir şekilde sarf edebilmek için.
Bunun içindir ki İslamın evvelinde bizden çok gerilerde olduğu için bu tabiri kullanıyoruz. Asrı saadetten sonra sahabeler in hemen akabinde İslam ümmeti dahili diyelim, birçok fırkalara cemaatler e bölündüler, parçalandılar. İslamın vahdetini içten özden zedeleyec ek fırkalar çoğaldı. Bu Allah (c.c)’nin insanları müptela kılmış olduğu belalarda n bir tanesidir . Allah (c.c) bunu bizden sakındırmıştır. Kaçınmamızı istemiştir.Ama demiştir ki insanlar buna düşmeyecek-ler. Yine insanlığın, kısmı azami hemen hemen hepsi denilecek 73’ün 72 fırkası buna müptela olmuştur. Onun içindir ki devamlı söylediği-miz sözleri tekrar tekrar ibareli olarak zikretmem izdeki kasıt budur. En büyük müşkülât imanı kazanma değil. İmanı muhafaza etmedir. İman bir asıldır ki bir temeldir ki fıtratı selime bozulmasa hiçbir insanda imanı yani Allah’ın mevcudiye tini inkar etmeye mecal yoktur.Ve bu ihtilafla r bu gruplaşmalar bu cemaatleşmeler hafifleye-ceği yerde, hafif hafif başlamıştır, şiddetini arttırarak seyrinde yolu uzayarak devamlı hızlanmıştır. Yani asırlardır hız alıyor, süratleşiyor. Dehşetli  cinayetle r işlenebilecek meseleler halini alıyor.
Bunun içindir ki bir ihtilafın başlaması basittir. Basit bir meseleden dir. Ama ihtilaf, ihtilaf mıdır? Umumi tabiriyle eğer onun tedavisin i hal çaresini Allah’ın kitabına ve Peygamber in sünnetine göre müdahale etmese hemen telafi etmeye çalışmazsa bu ileride insanı dinden islamdan çıkaracak meseleler halini alır.
Bunu da size izah edebilmek için daha önceki devrelerd e bazen hoş tabirler var.Güzel vakalar var. Zamanımızdaki kullanmış tabirlere malzeme tezgah olabilece k mevzular var. Hak söylenildiği zaman. Onu en güzel şekilde söylemek bizim vazifemiz dir. Ama Allah Rasulü (s.a.v) o meselesin i ebedi hayatın kurtulmasına vesile olacak meselele-ri anlatırken gözleri kıpkırmızı kesilip çehresi kızarıp hiddetind en bütün vücudunun titrediği ve sesinin bütün mescidin içini doldurdu-ğu sohbetler i ve vaazları vardır. Bu vakalar Allah Resulü (s.a.v) de çoktur.Ondan sonraki sahabeler de de.Böyle bir talimden ve terbiyede n tesviyede n geçen sahabeler meseleler e bazit insan nazarın-da bakmıyorlardı. Aynen az önce bizim misal verdiğimiz gibi, eğer Allah’ın dininin hakimiyet i yolunda zerre kadar da olsun yapabilec e-ğiniz birşey varsa bunu yapmaktan geri durmayın. Sözümden kasıt bunu küçük görmeyin. Bu çok büyüktür. İleride binlerce meyve verebilec ek bir ağaç olacak o, Allah yolunda bir mesele izah edilirken, Sahabeler in bakışına bir bakın. Sahabeler in zamanında şu boncukla zikir meselesin de misal verdiğimiz bir mesele vardır.Ama belki onların bidatını izah etmek için bunu size misal verirken esas mevzu ile alakalı kısmını anlatmadığımızdan orası belki sizin dikkatini zi çekmedi. (Darimi / 210 no)
Basit bir misal Allah Rasulü’nün yapmadığı bir iş başlangıcı çok basit bir yerde iyi olabilir. Ama ondan hemen uzaklaşılmayınca ona mani olmayınca kalplerde öyle bir şeye meyilli oldu mu hariciler le beraber edecek, Ali (ra)’ ın karşısında kıtal edecek insanlarl a beraber olmaya kadar götürür.
Şimdi, İbn Mesud (r.a)’ ın böyle birşeye bidat derken, delaletle itham ederken neleri görerek dediğini anlıyorsunuz değil mi? İbn Mesud (r.a) hemen oradaki vakıayı görerek değil böyle bir bidate müptela olmanın ileride neye sürükleneceğini düşündüğündendir. Onun için yaptığınız bir amelin basit olduğuna bakmayın. Hayır yönüyle de şer yönüylede. “Allah’ın dini hakim olmadan bunlara mani olmamız mümkün değil” gibi söylediğimiz bazı sözler var. Ama diyor ve belki bizimde bunların belasından kurtulmadığımızdan oluyor.
Eğer Allah’ın dinini hakim kılma yolundaki mücadelemizde zerre kadarda iradeyi cüziyemizin arzularına uyarak yaptığımız bir şeyler varsa geri durduğumuz bir şeyler varsa unutmayın birkaç sene sonra meyve verecek koskoca bir ağacın cinayeti işlenmiştir. Öyleyse Allah’ın dinini hakim kılan bir topluluğun bir cemaatin cinayeti işleniyor demektir. Meseleler imize bakarken, meseleler imizi muhake-me ederken bakış nazarımızla ölçümüzle değerlendiremeyiz. Küçük bir meseledir dediğimiz binlerce insansa meyve olabilir. Küçük bir meseledir deyip binlerce insanın hayatını zehirleye n bir zakkum olabilirs iniz. Onun için bu nazardan bakarsanız en hoş olan tarafıdır. İşte bu ihtilafla r bidatler başlarken kolay başlıyor. Basit başlıyor. Çok rahat başlıyor. Ama öyle şiddetleniyor ki insanı dinden çıkaracak meseleler,bir halifenin karşısına dikilebil ecek meseleler, müslümanları katledebi lecek meseleler haline geliyor. Öyle oldu ki müslümanları parça parça etti, müslümanları perişan etti. Zillet ve zelillik dilinizde müslümanların adedi 1.000.000’ dır deyip de Allah’ın dininin hakim olmayışı, Tevhidin hakimiyet ini sağlamayışı perişanlığın, alçaklığın ve rezilliğin ta kendisidi r.
Onun için böyle bir adedi Tevhid ehli zikretmez . 1.000.000’a yakın bir müslüman olması mümkün değil. Bu adedin belki %1’i olsaydı muhakkak ki Allah’ın dini yeryüzünde hakimiyet i sağlardı. Onun için biz kendimizi perişan edecek sözler söyleyemeyiz. Müslü-manların şevki gitmiş gayreti gitmiş,fedakarlıklar yok olmaya başladı. Şimdi bizim parçalanmamız parça parça olmamız zayıflamamız şevki kaybetmem izle ne oluyor bunun zıddı kayboluyo r.
Tevhid zayıfladıkça ne oluyor, şirk ehli kuvvetlen iyor. Biz parçalandıkça onlar bütünleşiyor. Biz gayretimi zi kaybettikçe onlar gayretler ini arttırıyorlar. Yani bunun zıddı hakim olmaya başlıyor. Ve böylelikle Allah düşmanları Tevhid düşmanları, temekkün edip yerleşip sağlamlaşmaya başlıyor. İşte Allah Resulü (s.a.v) efendimiz in sözü ne güzel tecelli ediyor. Hemde 14 asır sonra. Ne diyor? “Yahudiler 71 fırkaya ayrıldılar, 70’i cehennemd e biri müstesna. Hıristiyanlar 72 fırkaya ayrıldılar. 71’i cehenneml ik oldu bunlardan biri kurtuldu. Benim ümmetimde 73 fırkaya ayrılacak. 72’si cehennem-lik ve kurtuland a bunlardan bir tanedir, derken. Ya Resululla h bunlar kimlerdir?” Bil ki bizde de böyle bir tebliğ ve irşad üslubu olsaydı şu an birimiz diyemezdi k belki bu kurtulanl ar nasıl. Böyle bir soru sorma kabiliyet i bile bizden sökülüp gitmiş. Onlar dikkatli iyi bir talebe oldukları için hemen onlar kimler ya Rasulüllah demişlerdir. Bunda çok muazzam bir irşad üslubu vardır. Bu 72 fırka kimlerdir demiyorla r. Dikkat edin! Kurtulanl ar kimlerdir? Diyorlar.
Yani evveliyat ta canım önce öğren de sonra sakınırsın, komünistlerin davasını iyi bilmen gerekir ki onlardan korunursu n gibi lafların çürüklüğüne bakın. Tevhidi öğren Tevhidden gayrının bâtıl olduğunu anlarsın. Hakkı öğren Haktan gayrısının bâtıl olduğu ortaya kendiliğinden çıkar. Çünkü haktan sonra delâlet vardır. Peygamber in sünneti haktır, bunlara uyan haktır. Bunlara uymayan nedir? Kimin sözü olursa olsun bâtıldır. Ve böylelikle müslümanlar parçalandı saflar dağıldı.Bütün bu parçalanmaları asırların katmerleş-tirdiği taassubu yok edip birdenbir e vahdeti sağlamak zamana gayrete fedakarlığa imkanlara bakarak mukayese ederek  ancak ve ancak Kitap ve Sünnet’ten nasibini almayan kişilerin, ben mi kurtaracağım ya deyip bu mümkün değil deyip alaşağı etmelerid ir. Başka bir şey değil.Bundan kastımız şudur ki; 12 asırdır müslüman-ların içine sokulan ihtilaf, kökleşen hatta bırak ihtilafı da itikattan olduğu teskin edilmiş ve parçalanma ihtilaf rahmet kabul edilmiştir. Bu dinden gösterilmiştir. Düşünün bir kez. Hadi bâtıl olsa sökülmesi neyse sana dinden gösterilen bir şeyin sökülmesi o nispetle zordur. Bâtıl olan bir şeyin sökülmesi Hak ispat edildikte n sonra gider. Ama onların nazarında hak olarak gösterilen bir şeyin batıl olduğunu ispat etmek en müşkülatlı olanlarda ndır.İmkansızlığı düşünün, gayretsiz-liği düşünün, fedakarlığı düşünün telafisi ne kadar zor değil mi?
Şerrin yayılışı hayra nispetle daha fazladır. Mesela, bir mahalleyi bir saatte cayır cayır yakarsın ama orayı tekrar yapmak çok zaman alır. Ama bırak bir mahalleyi bir evi ne kadar da yaparsınız? Hayrın ve şerrin yayılışını karşılaştırırken. Şer her zaman dehşetli bir şekilde yayılmış ama telafisi çok zor olmuş. Islah çok zordur. Bir de bunun içine bizim gayretsiz liğimizi koy bizim fedakarsızlığımızı koy, bizim lakaytsızlığımızı göz önüne koyun nasıl ıslah edilir, nasıl yaralar tamir edilir. İşte bu ortamda elinizden gelen bir zerreyi yapabilme ye muktedir olduğunuz bir hareketi geri alırsanız Allah’ın hakimiyet ine vesile olacak bir hareketi yarın Allah indinde bir cinayetin faili olarak hesap vereceğinizi düşünün. Ana rahmindek i bir nutfeyi tahrif etmek nedir? 80 yaşındaki bir adamı öldürmek nedir? Bunlar cinayetle isimlendi rilir. Onun için çocuklarınızı öldürmeyin ana rahminde tahrif etmeyin sözünden maksad budur. Siz ufacık bir çocuğu katleders eniz bir insan katlinin hesabını vereceğinizi de muhakkak düşünmeniz gerekiyor . Öyleyse bunların hiçbirisini bu dehşetli ihtilafın ve parçalanmanın karşısında cem edebilmem iz ancak ve ancak öyle bir meseleyle mümkündür ki bundan başka bir kurtuluş buna karşı salih muarızın olmayacağı meseleler dir. Buda ancak Allah (c.c)’nin Kitabı ve Peygamber (s.a.v)’in sünnetidir. Bu meyanda bu parçalanmalar öyle bir hale geldi ki müstakil birer din oldu. Bunların sahipleri adeta müstakil birer peygamber oldu. Akidede lider Allah’ın Resulüyken akidede liderler türemeye başladı.Şeriatta şariler türemeye başladı. Şeriat Allah’ın ise onu  hüküm koyucu kaç tanedir? Bir tanedir. Şeriatta şariler çoğaldı falana göre filana göre denmeye başlandı. Akidede imam lider Allah Rasulü (s.a.v) iken akidede insanlar birçok liderler edinmeye başladı. Herkes Allah hakkında onun kitabı hakkında yerli yerinde olur olmaz sözler söylemeye başladılar. Ve bu sefer insanların sözleri birer müstakil din birer müstakil yol birer müstakil mezhep haline gelmeye başladı. İşte insanlar bu yolda parça parçadırlar. Bu yolda perişandırlar. Biz asılda özde Tevhid de insanları taksim ediyoruz. İnsanları taksim ederken tabir yönüyle, parçalanan bölümleri, fitneleri muhtelif meseleler olduğu için o meseleler in kitaba sünnete muhalif olarak incelenme si gerektiğinden Allah Resulü (s.a.v) 73 fırka diyor. Ama asılda küfür tek millettir . Tevhid İbrahim (a.s)’ın milleti asılda o da bir tek millettir . Şimdi biz ihtilafla rın Kitap ve Sünnete sokulan fitneleri n muhtelif mevzuların değil de, Küfür tek millettir ve iman ehlide bir tek millettir . Bu sefer yeryüzünde iki millet olarak takdim ediliyoru z. İki millet vardır. İbrahim (a.s)’ın milleti birde küfür milleti vardır. İşte akidede insanlar buna ayrılırlar. Tevhid ehli ve şirk ehlidir.
Biz zamanımızdaki muhdes olan ismiyle diyelim. Selefiyye diye tabir ettiğimiz bu tabiri koyarken şunun üzerinde durmak gerekir. Asılda bir tezatlık yok dedik, aslı kabulde bir müşkülât yok dedik. Onunla misal verirken asıl Kitap ve Sünnettir derken, Kitabı ve Sünneti kabul etmeyen ve müslüman olduğunu söyleyen bir topluluk gördünüz mü? Göremezsiniz. Ve görmenizde mümkün değil. Onun için aslı kabulde bir müşkülat yoktur. Aslın muhafazasında bir müşkülât vardır. Biz işte bu aslı muhafazay a gayret gösteren kişilere geçmiştekileri takip eden kişiler, geçmiştekileri örnek alan kişiler, Kitabı ve Sünneti onların anladığı gibi anlayan kişiler, Selefiyye adını verdiğimiz bir topluluk vardır. Yani geçmişine sadık kalan bağlı kalan bir toplulukt ur. Bunlar Kitabı ve Sünneti sahabeler nasıl anlamışlar ise öylece anlamaya çalışıyorlar.İşte diğerlerinden bu toplumun, bu cemaatın farklı olan tarafı budur.Biz Kitabı ve Sünneti zamanımızdaki kısır ikimizin mahsulü, dar anlayışımızın mahsulü olarak anlamaya çalışmıyoruz. Yeni bir anlayışın yeni bir idrakin ortaya konması mümkün değildir. Zira oda bir grup oda bir cemaat olur.
Biz geriye dönüş yani şimdiki zamanımızdakilerin hakikaten tabir ettikleri gibi öyle kullanmay alım da, hakikaten geriye dönmek isteyen bir toplulukl arız. Aslen membaa dönmek isteyen toplulukl ar olarak muhakkak ki muhakkak bunu yapma en zaruri işlerdendir ki Kitabı ve Sünneti selim bir anlayışla anlayalım.Değilse kendi anlayışımızla kendi ilmimizle bunu yapmamız mümkün değildir. İnsanlar bu yönden ikiye ayrılmışlardır. Bunun adına Küfür ehli, şirk ehli ve islam milleti diyebilir siniz ama Sünnî olarak tabir edildiği zaman. Lafızlar Selefiyyu n  ve halefiyyu n diye ikiye ayrılmışlardır. Birisi geçmiştekileri takip edenler, özellikle itikatta ve birde halefiyyu n kendileri nin tesiri altında kaldıkları bazı felsefi kelam ilmine ait olan izah ve tabirle islam itikadına yön veren taifelerd ir. Ve işte biz bu konuyu bu meseleler i anlatabil mek için hazırladık. Eğer biz bu yolda bir şeyler anlatabil diysek izah edebildiy sek insanların en mesudu sayılırız.Ve yine Rabbimizd en temenni ediyoruz. Hacmi küçük olan bu sohbetimi zle Allah (c.c) bir çok faideler halk etsin. Amin. Önce tabir derken bu Selefiyye tabiri ne zaman zuhur etti, ne zaman bu tabir kullanılmaya başladı.Ve yahut böyle bir ismi kullanma zarureti var mıdır? Bizim ismimiz müslümandır. Böyle bir ismi kullanmay a katiyetle bir zaruret ve ihtiyaç yoktur. Zira başka bir isim velev ki ona denilmesi hak da olsa, bazı isimler vardır Kur’anda geçmiştir. Hizbullah denir. Bu tabir Kur’anidir. İbrahim’in milleti deniyor, bunlara “Hunefâ” deniliyor . Tevhid ehli gibi tabirler vardır. Bu tabirler birer tesmiyede n ibaret değildir. Allah’ın kitabında kullanmış olduğu tabirlerd ir. Ama biz hizbullahız diye bir isim alıp ortaya çıkmayız. Hizbullah topluluğu diyemeyiz .Ama Kitaba ve Sünnete tabi olanlar hizbullah değil midir.Hiz bullahtır. Ama biz hizbullah adı altında bir topluluğuz diyemeyiz . Müslümanlar kardeş midir? Allah diyor. Müslümanlar kardeştir. Bu Allah (c.c)’nin bir tabiri midir? Tabiridir . Biz müslüman kardeşler adı altında bir topluluğuz diyebilir miyiz? Bu denilmez. Böyle bir teşkilatta kurulamaz ama bu Allah (c.c)’nin tabiridir .
Bize verilen bir tek isim vardır, Allah’ın emrine tabi olanlar. Biz böyle bir isim altında bir teşkilat ve cemaat oluşturamayız. Ama  Allah’ın Kitabına Peygamber in Sünnetine tabi olanlara ne gibi isimler verilmişse, müslüman kardeşler mi, hizbullah mıdır, biz hizbullahız. İbrahim’in milleti miyiz, biz İbrahim’in milletind eniz. Hanifler miyiz, biz hanifleri z. Bunların hepsini birden kullanırız, kullanıldığı yerlere göredir.Yalnız geçmişte sahabeler in hemen akabinde Emeviler devrinde o zamana kadar insanlar Tevhid meseleler inde ne gibi bir ayet geldiyse, hadisi şerif geldiyse müslümanlar öylece inanırlar, o ayetler hakkında hadisler hakkında Allah’ın Resulu bir şey söylemişse sahabeler de söylemişlerdir. Onlar naklettil erse onlardan sonrakile rde nakletmişlerdir. Kesinlikl e ne bir ziyâdelik izafe ederler, nede bir noksanlık atfederle rdi. Olduğu gibi kabul edilirdi. İşte bunlar, Peygamber (s.a.v)’in en hayırlı asır benim asrım, ondan sonra, ondan sonra gelen derken bu üç nesli kast ediyor en hayırlı nesli. Birbirind en aktaran ve anlatan nesil. Tabi ki bu zamanlard a müslümanların vahdetini bozan ve yahut şu tabire kadar izah ettiğimiz toplulukl arın sıfatı lugat kitaplarında bazı meseleler i izah eden garip kelimeler i izah eden kitaplard a geçerken Kitapta Sünnette ayette ve hadiste, Tevhid hakkında ne zikredilm işse olduğu gibi kabul eden taifeye bir isim veriyor.Açarsanız lugat kitaplarını bunlara Selefiyye denir. Geçmişte-kileri takip edenler, geçmiş müslümanların peşinden gidenler, hemen göreceğiniz tabir bu salakların kendi kitaplarında diyor Selefiyye diyor: sahabe ve tabiin ayetlere ve hadislere, isim ve sıfatlar hakkında, Tevhid meseleler inde nasıl inanmışlarsa öylece inanırlar. Katiyetle bu ayetler üzerinde münakaşa etmezler. İleri geri hiçbir laf söylemezler. Böylece kabul ederler diyor. Ve onlar bile bu yolun en doğru selametli en ilmi bir yol olduğunu kendileri olduğunu ifade ediyorlar . Ama tatbik etmiyorla r.Bizim doğru yolda olduğumuzu söylerlerken kendi-lerinin de yakın olduğunu söylerler. Bizim yanımızda kendileri nin de hak olduğunu kabul ettirmeye çalışırlar.Onlar bizim hak ta olduğumuzu söylerler. Ki söyleten Allah’tır. Ama biz bu yoldan başka bir yolu da kabul etmiyoruz . Ondan sonra Yunan felsefesi ne ait bazı kitaplar tercüme edilmeye başladı artık ne kasıtla yapıldığı kimin tarafından yapıldığı belli bir isimle zikredile n ama o zamandan kalma belli başlı Yunan felsefesi ne ait Aristo’ya, Sokrates’e, Eflatun’a dayandırılan felsefi kitaplar tercüme edildi. Yani Allah (c.c) Kitap ve Sünnetle kendi zatını vasfeden ne gibi bir sıfat zikretmiş ise insan aklındandır ilmi çok kısırdır. O ayetleri anlamakla mükellef değildir. O ayetleri kabul etmekle mükelleftir. O ayetleri aynen söyleyip kabul etmek haktır. Kendi aklına göre muhakeme edipte benim aklım böyle kabul etmiyor demek o ayetin üzerinde felsefi bir düşünceye sevk eder insanı.
Yunan felsefesi ne mensup olan felsefeni n babası sayılan kişile-rinde ekmiş olduğu tohumlard a hep bu meyandadır.Sokrat denen kafirin Allah’ın varlığına inanan biri olduğu kitaplard a zikreder. Sadece onu küfre götüren felsefi sözler vardır.Allah yağmuru yağdırır ama kaç gram kaç damla yağdırdığını bilmez. Deyip sapıtan taifelerd en bir tanesidir .
İşte bunların kitapları tercüme edildi. Müslümanlar arasında yayıldı.Bu kitaplard an ilham almaya başladılar.Öz memba, asıl bozuldu. “Allah arşa istivâ etmiştir” istiva edince bu sıfat bir beşere verilir diye, bir cisme verilir ki Allah bir cevher bir isim değildir. Bir cisim olunca bir cevher olunca mekan isnad etmek gerekir ki bu Allah’a yaraşmaz,bu sefer Allah’ın ayetlerin i aynen kabul edilip kabul edilmesi gerekeceği yerde akıllarına göre Yunan felsefesi ne göre süzgeçten geçirmeye teraziye vurmaya başladılar. Bu sefer Kelam ilmi doğmaya başladı.
Herkes bu mevzuda ileri geri bir şeyler söylüyorlardı. Bu sefer güya ve güya müslümanların bu zahiren kabul edilen ayet ve hadisleri n kabulüyle şirke küfre, Allah’a ortak koşmaya O’na noksan sıfatlar izafe etmeye sevk eden bir hal görerek zahiri manasını aldılar. Olduğu gibi başka manalar vererek müslümanları ona inandırdılar ve öylece inanmak itikatlan mış gibi işlenmeye başlandı. İşte 12 asır bu işte. Sadece Allah’ın rahmet etmiş olduğu Kitap ve Sünnetle amel edenler müstesnadır. Onlar her asırda mücadelelerini veren bir toplulukt ur. Allah (c.c) arşa istiva etmiş derken. Allah’ın hükmü hakim olunur, olmuş demektir. Buna iman diye işlendi ve bunun zıddı küfür işlendi. Onun içindir ki kitaplarında görüyorsunuz. “Allah (c.c)’nin iki olduğunu kabul etmek nasıl şirk ise, Allah (c.c)’nin semâda olduğunu söylemek de öyle şirktir.” Diyor M. Zahit Kotku (akide kitabında).
Az önce zikrettik bâtılın bâtıl olduğunu hak ile ispat ettikten sonra onun izâlesi kolaydır. Ama o mesele birde imanın temelinde n gösterilirse en köklü müşkülat işte oradan geliyor. Artık bu meseleler zuhur ettiğinde söylediğimiz gibi. İman edebilmek için küfretmek gerekiyor onlarda.O nlara iman edebilmek için önce küfretmek gerekiyor .Yani iman etmen için Allah’ın o sıfatını inkar etmen gereki-yor önce. Bu sefer öylede diyen kafirdir böyle de diyen kafirdir teorisi çıkıyor ortaya.İman etse de küfür, küfür etse de küfür oluyor. Bunların arasını seçmek köklü kaidelere sarılan köklü bir malumat istiyor. Ki bunun içindir ta geriye asla selefin mecburiye ti halk ediyor. Allah (c.c) bizi gayretli geçmişe dönen zamanına dönme ve orada yaşamını hayatına geçiren kullardan eylesin.

AMİN



HADİS FİHRİSTİ
1. Baskı


‘Helak olan apaçık delilden sonra helak olsun, yaşayan da apaçık delilden sonra yaşasın.’
                                          (Enfal; 42)
« Son Düzenleme: Aralık 07, 2008, 10:24:20 Yazan: musluman » Logged
Sayfa: 1   
  Yazdır  
 
Okumak istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006, Simple Machines LLC

ARAPÇA DERSLER MP3  ++ DÜZENLİ DERSLER  ++ CUMA NASIHATI  ++ HADİS FİHRİSTİ  ++TÜM SOHBETLER

XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM