www.musluman.biz www.musluman.biz
 
*
Selamun Aleykum, İlme Talip. Lütfen giriş yapın veya Öğrenci olun. Eylül 10, 2010, 12:53:43


Okuyucu adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: 1   
  Yazdır  
Gönderen Konu: Kurân’ın Allah’ın Kelamı Olduğuna Dair Deliller  (Okunma Sayısı 591 defa)
musluman
Musluman
ADMINISTRATOR

Şu an sitede Şu an sitede

Cinsiyet: Müslüman
Mesaj Sayısı: 9609

Allah tan korkun ve sadıklarla beraber olun


WWW E-Posta
« : Kasım 11, 2009, 17:51:39 »

Soru No: 13804

Kurân’ın Allah’ın Kelamı Olduğuna Dair Deliller

Soru:

İçine düşmüş olduğum bu zor durumdan çıkmama yardımcı olmanız ümidi ile size yazı-yorum. Ben, 20 yaşında dinine bağlı genç bir kızım. 5 yıldan bu yana Kanada’da yaşıyorum. Anne ve babam İslam’ı yaşayan kimseler değiller. Lâkin büyükannem İslam’ı öğrenmem için gayret etti. Ben, çocukluğumdan bu yana Allah’a iman eden biriyim. Ancak, yakın bir zamana kadar namazın nasıl kılınacağını bilmiyord um. Çevremde dinimi öğretecek kimse olmadığı halde kendi kendime dinimi öğrenmeye karar verdim. Allah’ın fazlıyla namaz kılınışını öğ-rendim. İslam’ın öngördüğü şekilde kapandım. Ancak benim problemim, ben maalesef Müs-lüman olmayan birine âşık oldum. Başka hiçbir dine de inanmıyor. O, Rabbe iman ediyor. İs-lam’a girmesi ve tek sahih din olan İslam’ın neferleri nden biri olması için ikna etmeye çalış-tım. Ancak, onunla evlenmeme fikrimden vazgeçemedim. (Biz üç senedir birlikte yaşıyoruz.) Onu ikna etmede başaramadığım mesele ise, Muhammed sallallah u aleyhi ve sellemin Al-lah’ın Rasûlü olduğu meselesi. O, bu meyanda sorular sorarak diyor ki: “Bunun Allah’ın Ke-lamı olduğundan nasıl emin olabiliyo rsun? Şayet Muhammed bunu kendi nefsinden uydurmuş ve bunun Allah’ın kelamı olduğunu söylemişse?” Kurân’ın yalnızca Allah’ın Kelamı olduğu ve Muhammed sallallah u aleyhi ve sellemin O’nun Rasûlü olduğu konusunda onu nasıl ikna edebileceğime dair bana bilgi vermenizi rica ediyorum. O bana, şayet evlenirse k, dinimi ya-şamada bana karışmayacağını söylüyor. Yaşadığım toplumda yaygın olmayan hicabı yerleş-tirmeye başladığımdan bu yana o benimle övünmektedir. Belki de burada hicabına dikkat e-den çok az kadından biriyim. Bu kuvveti ise bana Allah Azze ve Celle’ye olan imanım ver-mektedir. Ben biliyorum ki, o, dinime olan bağlılığımdan dolayı beni ayıplamamaktadır. Lâ-kin ben onun Müslüman olmasını istiyorum . O, iyi birisidir ve halel getirecek şeyleri yapma-maktadır. Ben, birlikte olamayacağımız fikri aklıma geldikçe gerçekten çok üzülüyor ve soru-yorum: Onunla evlenmem büyük günah sayılır mı? Birçok kadın gayri müslim erkeklerl e ev-lenmişlerdir. Özellikle de hiçbir Müslümanın yaşamadığı bu topraklar da. Onunla evlendiğim zaman şiddetli bir şekilde cezalandırılır mıyım?

Cevap: 

Hamd, Allah’a mahsustur .

Sana hayrı sevdiren Allah’a hamd ediyor, senin hüdanı ve imanını artırmasını, anne ve babanı İslam’a hidayet etmesini ve hükümlerine sıkıca bağlanmalarını niyaz ederiz… Âmin.

Kurân’ın, Allah’ın Kelâmı olmadığı söylemine gelince, bu şüpheyi, Allah Rasûlü sallallah u aleyhi ve sellemin kendileri ne gönderildiği kâfirler, inat ve büyüklenme sonucu or-taya atmışlardır.

Allah Azze ve Celle onların bu sözlerini iptal eden ve onun fasid olduğunu açıklayan bir delil ile reddetmiştir. Onlardan bazıları şunlardır:

1- Allah Azze ve Celle insan ve cinlere, bu Kurân’ın bir mislini getirmele ri için meydan okumuş, ancak onlar bundan aciz kalmışlardır. Sonra onlara on sure getirmele rini istemiş, an-cak onlar yine bundan aciz kalmışlardır. Sonra Allah Azze ve Celle Kurân’dan en küçük sure-nin bir benzerini getirmele ri için meydan okumuş ancak onlar buna da güç yetiremem işlerdir. Allah Azze ve Celle’nin meydan okuduğu bu insanlar, dillerini en iyi şekilde kullanan kimse-lerdi ki Kurân onların dilinde inmişti. Bununla beraber onlar tam olarak acizlikle rini ilan etti-ler. Allah Azze ve Celle’nin bu meydan okuyuşu tarihte yerini almış, insanlard an hiç kimse bunlardan birini getirmeye güç yetiremem iştir. Bu meydan okumaya dair Kurân’da birçok de-liller vardır. Allah Azze ve Celle şöyle buyurdu:

( قُلْ لَئِنِ اجْتَمَعَتِ الْأِنْسُ وَالْجِنُّ عَلَى أَنْ يَأْتُوا بِمِثْلِ هَذَا الْقُرْآنِ لا يَأْتُونَ بِمِثْلِهِ وَلَوْ كَانَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ ظَهِيراً) الاسراء:88   

«(Ey Muhammed!) De ki: "İnsanlar ve cinler, bu Kurân’ın bir benzerini getirmek ü-zere bir araya gelseler, birbirler ine de yardım etseler, onun bir benzerini yine getiremez-ler".» (İsrâ: 88)

Allah Azze ve Celle onlara sadece bir sure getirmele ri konusunda onlara meydan okuya-rak şöyle buyurmuştur:

     ( أَمْ يَقُولُونَ افْتَرَاهُ قُلْ فَأْتُوا بِعَشْرِ سُوَرٍ مِثْلِهِ مُفْتَرَيَاتٍ وَادْعُوا مَنِ اسْتَطَعْتُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ) هود:13

«Yoksa Kurân’ı "Peygamber uydurdu" mu diyorlar? Onlara de ki: "O halde, eğer id-dianızda samimi iseniz, uydurma olarak, siz de onun (sûreleri) gibi on sûre getirin ve gü-cünüzün yettiği Allah'tan başka kimseleri de yardıma çağırın".» (Hûd: 13)

Allah Azze ve Celle sadece bir sure getirmele ri konusunda onlara meydan okuyarak şöyle buyurmuştur:

(وَإِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَا عَلَى عَبْدِنَا فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِّنْ مِثْلِهِ وَادْعُوا شُهَدَاءَكُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ) البقرة:23

«Eğer kulumuz Muhammed’e indirdiğimiz Kurân’dan şüphe içindeyseniz, haydi o-nun (sûrelerinden birisi) gibi bir sûre getirin, bunun için Allah'tan başka şâhidlerinizi de (yardıma) çağırın; eğer sözünüzde doğru kimseler iseniz.» (Bakara: 23)

2- İnsanlık, ilimde anlayışta hangi dereceye ulaşırlarsa ulaşsınlar, muhakkak onlarda ha-ta, yanılma ve noksanlık meydana gelir. Şayet Kurân, Allah’ın Kelâmı olmasaydı onda birçok ihtilaf ve noksanlık olurdu. Allah Azze ve Celle’nin buyurduğu gibi:

( ولو كان من عند غير الله لوجدوا فيه اختلافا كثيرا )

«Onlar Kurân’ı hiç düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah'tan başka birisinde n gelmiş ol-saydı, onun içinde pek çok çelişki bulurlardı.» (Nisa: 82)

Lakin o, her türlü noksanlıktan, hatadan ve zıtlıktan uzaktır. Bununla beraber hepsi hik-met, rahmet ve adalettir . Her kim Kurân’da birbirine zıt hükümler olduğunu zanneders e, bunu hasta olan aklından ve hatalı anlayışından getirmiştir. Şayet ili ehline dönerse, ona doğru olanı beyan eder ve ondan problemi ortadan kaldırırlar. Allah Azze ve Celle’nin buyurduğu gibi:

(إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِالذِّكْرِ لَمَّا جَاءَهُمْ وَإِنَّهُ لَكِتَابٌ عَزِيز . لا يَأْتِيهِ الْبَاطِلُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَلا مِنْ خَلْفِهِ تَنْزِيلٌ مِنْ حَكِيمٍ حَمِيدٍ) فصلت: 41،42

«Kitap kendileri ne geldiği zaman, o yorumcula r onu inkâr etmişlerdir. Oysa o, eşsiz bir kitaptır. Ona ne önünden ve ne de ardından hiçbir bâtıl girmez. O, hikmet sahibi ve hamde lâyık olan Allah tarafından indirilmiştir.» (Fussilet: 41-42)

3- Allah Azze ve Celle yüce Kurân’ın korunmasını kefaleti altına almıştır. Allah Azze ve Celle’nin buyurduğu gibi:

(إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ) الحجر:9 

«Kurân'ı biz, evet biz indirdik; onu muhafaza edecek olan da elbette biziz.» (Hicr: 9)

Tarih boyunca binlerce kimse, binlerce kimseden Kurân’ı nakletmiş, bir harfinde bile ih-tilaf etmemişlerdir. Şayet bir kimse, Kurân’ı tahrif etmeyi, onu fazlalaştırmaya ve noksanlaş-tırmaya çalışmışlarsa da bu hemen ortaya çıkmıştır. Çünkü Allah Subhânehû ve Teâlâ Kurân’ı korumayı kefaleti altına almıştır. Bu ise, bütün insanlığa değil de sadece bir peygamber in kavmine indirdiği diğer semavi kitapların hilafınadır. Allah Azze ve Celle Kurân dışında daha önce gönderilmiş kitapları korumayı kefaleti altına almamış, onun korunmasını peygamber le-re tabi olanlara bırakmıştır. Lâkin onlar bunu koruyamamışlar, bilakis bu kitapları tahrife, de-ğiştirmeye ve birçok manalarını bozmaya gitmişlerdir. Kurân ise, zamanın uzaması üzere Al-lah Azze ve Celle bütün insanlığa indirmiştir. Çünkü Muhammed sallallah u aleyhi ve sellemin risaleti, son risalet, son peygamber liktir. Böylelikle Kurân, göğüslerde ve satırlarda korunmuş oldu. Tarihi olaylar da bunu ispat etmektedi r. Nice insanlar Kurân âyetlerini bozup Müslü-manları kandırmaya çalışmışlar, bu çok çabuk kendini belli etmiş, sahteliği Müslüman çocuk-ların yanında bile ortaya çıkmıştır.

Kati deliller, Kurân’ın, Allah Rasûlü sallallah u aleyhi ve sellemin katından olmadığına ve onun ancak Allah’tan bir vahiy olduğuna işaret etmektedi r.

4- Kurân’ın, kanunlar, hükümler, kıssalar, akide bakımından içerdiği büyük mucizeler vardır ki bunların, akılda ve anlayışta hangi seviyeye ulaşırsa ulaşsın bir insandan sudur etme-si mümkün değildir. İnsanlar her ne kadar da hayatlarını bir düzene sokmak için kanunlar ve nizamlar koymaya çalışsalar da Kurân’ın gösterdiği çizgiden uzak oldukları müddetçe başarılı olamazlar . Kurân’dan uzak oldukları müddetçe her zaman başarısızlığa mahkûmdurlar. Bunu kâfirlerin kendileri de belirtmişlerdir.

5- Kurân’ın geçmiş e gelecek gaybi olaylarda n haber vermesi. İnsanlık ilimde hangi se-viyeye ulaşırsa ulaşsın bu gaybi olaylarda n haber vermesi mümkün değildir. Özellikle de tek-nolojinin ilerlediği şu günümüzde. Birçok şey son model cihazlarl a ancak çok uzun tecrübe-lerden sonra keşfedilebilmiştir. Allah Azze ve Celle ve Rasûlü sallallah u aleyhi ve sellem ise bizlere bunları yaklaşık on beş asır önce haber vermiştir. Tıpkı anne karnındaki ceninin geli-şimi, denizleri n durumu ve diğer meseleler gibi. Kâfir kimselerd en bazıları bunun ancak Allah katından olduğunu ikrar etmektedi rler. Mesela anne karnındaki cenini ele alalım. Bundan sa-dece atmış sene öncesinde araştırmacılar, insanın bir anda meydana gelmediğini, çeşitli devre-lerden, merhalele rden ve şekillerden geçtiğini bulmuşlardır. Kurân’ın haber verdiği bu gerçe-ğe insanlık sadece bunda atmış yıl öncesinde bu ilme ulaşabilmişlerdir.

Şeyh Zindani şöyle anlatıyor:

“Bir keresinde Amerika’nın en büyük bilginler inden biri ile karşılaştım. İsmi Profesör Marşal Cansın. Ona dedik ki: Kurân’da insanın çeşitli merhalele rde yaratıldığı zikredilm iştir.
Bizim bu sözümüzü duyduğunda oturduğu yerden ayağa kalktı ve şaşırmış bir şekilde: Merhalele r halinde mi? dedi. Biz de ona dedik ki: Bu miladi yedinci yüzyılda idi. Kurân «İn-san çeşitli merhalele rde yaratılmıştır» demektedi r. Profesör: Bu mümkün değil… Mümkün değil… dedi. Biz de ona dedik ki: Neden böyle düşünüyorsun? Kurân diyor ki: «Sizi anaları-nızın karınlarında, bir yaratmada n sonra bir diğer yaratmaya geçerek üç karanlık safhada yaratır.» (Zumer: 6) Yine şöyle buyurur Allah Azze ve Celle: «"Neden Allah'ın azametind en korkmuyor sunuz? Hâlbuki O sizi çeşitli merhalele rde yaratmıştır."» (Nuh: 13-14)

Bunun üzerine Profesör sandalyen in üzerine oturdu. Bir müddet düşündükten sonra şöy-le dedi: “Bunun cevabını verebilir im. Bunun üç ihtimali var. Birincisi: Muhammed’in yanında çok büyük mikroskop lar vardı. Bu tür şeyler üzerinde çalıştı ve insanların bilmedikl eri şeyleri öğrenerek bu sözü söyledi. İkincisi: Bu, tesadüf eseri, rast gele oldu. Bu da tesadüfen geldi. Üçüncüsü: Muhammed, Allah’ın gönderdiği bir peygamber dir.

Bizler dedik ki: Birinci sözünü ele alalım: O’nun elinde mikroskop ve aletler vardı sö-züne gelince. Sen biliyorsu n ki mikroskob un mercekler e ihtiyacı vardır. Onunda camlara ve fenni bir yeteneğe ve bazı aletlere ihtiyacı vardır. Bu malumatla rın bazısı elektroni k mikros-koplarla gelir ki onun da elektriğe ihtiyacı vardır. Elektriğinde ilme ihtiyacı vardır. Bu ilimler ise ancak bir önceki yüzyılda ortaya çıkmıştır. Bu tür ilimlerin bir anda ortaya çıkması müm-kün değildir. Mutlaka bir önceki yüzyılın bununla uğraşması gerekir ki bu ilimler bir sonraki yüzyıla intikal etsin ve bu şekilde devam eder. Ancak bunun tek olması, ne ondan önce, ne ondan sonra, ne yaşadığı topraklar da, ne Romanlar gibi civar ülkelerde olmaması, ne de Fari-siler ve Arapların bu cihazlard an habersiz olmaları, bu cihazların sadece O’nda olup kendisin-den sonra kimseye vermemesi makul olmayan bir sözdür.

Bunun üzerine Profesör: Bu doğru, böyle bir şey zordur, dedi.

Biz sözümüze şöyle devam ettik: Senin bu tesadüf eseridir, sözüne gelince… Şayet biz desek ki: Kurân bu hakikati sadece bir âyette zikretmed i. Bilakis bu hakikati birçok âyette zik-retmiştir. Bunu icmali olarak bir ve birkaç âyette zikretmed i. Bilakis her merhaleyi açıklaya-rak: Birinci merhalede şu meydana gelir, ikinci merhalede şu şu meydana gelir, üçüncü mer-halede… demiştir. Bu hiç tesadüf olabilir mi?
Biz ona bütün merhalele ri ve her merhalede ne olduğunu geniş bir şekilde açıkladığımız zaman o bize: Tesadüf sözü yanlıştı. Bu maksatlı bir ilimdir, dedi. Bunun üzerine bizler: O zaman bunun açıklaması nedir? diye sorduk. Profesör bize şöyle dedi: Bunun yukardan (Al-lah’tan) bir vahiy olduğundan başka bir açıklaması yoktur.”

Kurân’ın denizlerd en haber verdiği bazı meseleler, ancak çok geç zamanlard a ortaya çı-kabilmiştir. Onlardan birçoğu da hala bilinmeme ktedir. Mesela bu hakikate, yüzlerce deniz is-tasyonu kurulmasından sonra ulaşılabilinmiştir. Bu sözü söyleyen Profesör Şiraydır. Kendisi Batı Almanya’da en büyük deniz bilginler inden birisidir . O şöyle diyordu: “İlim ilerledikçe muhakkak dinin gerilemes i gerekir.” Fakat o, Kurân’ın âyetlerinin manasını işitince şöyle de-di: “Bunun bir insan sözü olması mümkün değil.”

Deniz Jeolojisi ilminde üstat olan Profesör Durcanava, Allah Azze ve Celle’nin şu âyeti hakkında şöyle diyor:

  ( أَوْ كَظُلُمَاتٍ فِي بَحْرٍ لُّجِّيٍّ يَغْشَاهُ مَوْجٌ مِّن فَوْقِهِ مَوْجٌ مِّن فَوْقِهِ سَحَابٌ ظُلُمَاتٌ بَعْضُهَا فَوْقَ بَعْضٍ إِذَا أَخْرَجَ يَدَهُ لَمْ يَكَدْ يَرَاهَا وَمَن لَّمْ يَجْعَلِ اللَّهُ لَهُ نُورًا فَمَا لَهُ مِن نُّورٍ )سورة النور : 40

«Yahutta (küfredenlerin amelleri), üzeri dalgalarl a örtülmüş engin denizdeki karan-lıklar gibidir; öyle ki, onun da üzerinde bir dalga daha, sonra bulut ve karanlıklar. Hepsi birbiri üzerinde.. Birisi elini çıkarsa, onu hemen hemen hiç göremez. (İşte böyle bir du-rumda) Allah'ın nûr vermediği kimsenin hiçbir nuru yoktur.» (Nur: 40)

Daha önce insan, bir takım aletler kullanmak sızın yirmi metreden daha aşağıya dalış ya-pamıyordu. Ancak bizler şu anda yeni aletlerle denize dalış yapabiliy oruz. Bu dalışımızda iki yüz metre derinlikt e zifiri karanlıkla karşılaşıyoruz. Âyeti Kerime’de Allah Azze ve Celle’nin: «Engin denizler» buyurduğu gibi. Allah Azze ve Celle’nin «Karanlıklar üstünde karanlık-lar» âyeti sayesinde denizin birçok yerini keşfettik. Bilinmekt edir ki gökkuşağının yedi rengi vardır. Kırmızı, sarı, mavi, yeşil, portakal rengi ve diğer renkler. Bizler denizin derinlikl erine daldıkça bir bir bu renkler kaybolmak tadır. Her bir rengin kaybolması başka bir karanlığı geti-riyor. Renklerde n ilk önce kırmızı gözden kayboluyo r. Sonra portakal rengi, sonra da sarı… Renkler içerisinde en son mavi, denizin iki yüz metre derinliğinde kayboluyo r. Her renk kay-bolduğunda karanlıktan bir parça veriyor; en sonunda da tamamen bir karanlığa ulaşıyor. Al-lah Azze ve Celle’nin: «Dalga üzerinde dalga» sözüne gelince, ilmi olarak ispat edilmiştir ki, denizin derin cüzü ile üst cüzü arasını ayıran bir ayırıcı var. Bu ayırıcı, dalgalarl a dolu. Sanki orada denizden derin karanlıkların sınırında dalgalar var. Bizler ise bunları göremiyoruz. De-nizin yüzeyindeki dalgaları ise bizler görebiliyoruz. Sanki dalgaların üstünde dalgalar varmış gibi… Bu ilmi hakikat ispat edilmiştir. Bunun içindir ki, Profesör Durcavara bu Kurânî âyet-ler hakkında şöyle demiştir: Bunun beşeri bir ilim olması mümkün değildir.

[el-Edille el-Mâddiyye ala Vucudillâh, Muhammed Mutevelli eş-Şa’râvî]

Bunun misalleri pek çoktur.

6- Kurân’da, Allah Rasûlü sallallah u aleyhi ve sellemi azarlayan bazı âyetler gelmiştir. Allah Azze ve Celle’nin Peygamber i sallallah u aleyhi ve sellemi uyardığı bazı şeyleri zikret-miştir. Onlardan bazıları da Allah Rasûlü sallallah u aleyhi ve sellemi sıkıntıya sokan şeylerdir. Şayet bu Kurân, Allah Rasûlü sallallah u aleyhi ve sellemin katından olsaydı bu tür haberleri zikretmez di. Şayet Kurân’dan bir şey gizleyece k olsaydı, kendisini azarlayan ve kendisi için yapmaması daha evla olan bazı uyarılarda bulunan âyetleri gizlerdi. Tıpkı Allah Azze ve Celle’nin Peygamber i sallallah u aleyhi ve selleme şu âyette buyurduğu gibi:

( وَتُخْفِي فِي نَفْسِكَ مَا اللَّهُ مُبْدِيهِ وَتَخْشَى النَّاسَ وَاللَّهُ أَحَقُّ أَنْ تَخْشَاه)(الأحزاب: من الآية37)     

«Allah'ın açıklayacağı şeyi içinde gizliyor ve insanlard an korkuyord un. Oysa Allah, kendisind en korkmana daha lâyıktır.» (Ahzâb: 37)

Bundan sonra akıl sahibi birisi için Kurân’ın, Allah’ın kelâmı olduğuna ve Allah Rasûlü sallallah u aleyhi ve sellemin kendisine vahyedile ni tam olarak, eksiksiz bir şekilde tebliğ etti-ğine dair bir şüphesi kalır mı?

Sonra biz o şahsa deriz ki: Kurân’ın doğru bir şekilde tercüme edilmiş tercümesini oku ve aklını bu hüküm ve kanunlarl a çalıştırıp onları düşün. Hiç şüphe yok ki ayırt etme gücüne sahip akıllı birisi, Allah’ın kelamı ile yeryüzündeki hangi şahsın olursa olsun onun kelamı a-rasındaki farkı mülahaza eder.

Senin o genç ile olan alakana gelince, bizim dinimiz, yüce bir hikmet gereği kadınların erkeklerl e karışık olmasını, onlarla aynı mekânda olmalarını yasaklamıştır. Senin yapman ge-reken onunla buluşmaktan uzak durman ve bu genç ile olan alakanı o Müslüman oluncaya ka-dar kesmendir . O genç Müslüman olduktan sonra, onunla şeri ölçüler dâhilinde evlenebil irsin. Müslüman bir kadının yabancı erkeklerl e karışık bir şekilde olmasının hükmü ile alakalı ola-rak (1200) numaralı sorunun cevabına bakabilir sin.

Ona karşı olan sevgine ve bağlılığına gelince, bu, Allah tarafından senin için bir imti-handır. Allah’ın yarattıklarından birinin sevgisini Allah’ın sevgisini n önüne mi geçiriyorsun veya da seni bu işten yasaklaya n yüce Rabbinin sevgisini n üzerine bu şahsın sevgisini mi öne geçiriyorsun? Şunu çok iyi bil ki her kim bir şeyi Allah için terk ederse, Allah onu, ondan da-ha hayırlısı ile değiştirir. Onun yerine daha hayırlısını getirir. Senin bulacağın ilk hayır da, Al-lah’ın izni ile Allah Subhânehû ve Teâlâ’nın muhabbeti ne, rahatlık ve aşinalığa çevirir. Allah Azze ve Celle’nin sevdiği şeylerle O’na yaklaşmaya ve Rabbine karşı olan muhabbeti ni ar-tırmaya çalış. Sadece O’na bağlanmaya çalış ki diğer bütün varlıklara olan bağlılığın azalsın. Bu problemin çözümü için (10254) numaralı sorunun cevabına bakabilir sin.

Müslüman bir kadının kâfir bir erkekle evlenmesi nin hükmüne gelince, bu, ilim ehlinin icmasıyla haram kılınmıştır. Bilakis bu Allah Azze ve Celle’nin Kurân’da yasakladığı büyük fuhşuyattandır. Bu sorunla alakalı yeterli cevabı (1825) ve (8396) numaralı soruların cevabın-da bulabilir sin.

Sana, sabretmen i ve tahammül göstermeni ve Allah Azze ve Celle’nin gazabına sebep olabilece k her türlü davranıştan uzak durmanı tavsiye ederiz. Şunu iyi bil ki Allah Azze ve Celle bu dünyayı mümin kulları için bir imtihan dünyası olarak yaratmıştır. Her kim sabreder, Allah’ın rızasını kazanmak için canının çektiklerinden uzak durursan, Allah Azze ve Celle bunu, nimeti ve keremi ile cennette nimet çeşitleriyle değiştirir. Buna ziyade olarak da, Rabbisine itaatle kalbinde rahatlık ve mutluluk bulur.

Umulur ki o genç, senin dinine olan bağlılığını ve senin onunla olmandan çekinmene, ona olan sevgine rağmen onunla beraber oturmakta n uzak durmanı gördüğü zaman bu dini yüceliğini ve bu dinin mensuplarının Rablerini n rızasını kazanmak kendileri ni kurban etmeye hazır olduklarını bilir. Yine şunu çok iyi bilir ki onlar bu taatleri ve sabırları neticesin de, ha-ram kıldıklarından da uzak durarak Rableri katındaki büyük hayrı umarlar. Bu da onun İs-lam’a girmesine sebep olur.

Allah Azze ve Celle’den ona İslam’a hidayet etmesini, senin için hayrı kolaylaştırmasını ve şerden de seni uzak tutmasını dileriz… Âmin.

[Şeyh Muhammed Sâlih el-Muneccid]           

Logged
Sayfa: 1   
  Yazdır  
 
Okumak istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006, Simple Machines LLC

ARAPÇA DERSLER MP3  ++ DÜZENLİ DERSLER  ++ CUMA NASIHATI  ++ HADİS FİHRİSTİ  ++TÜM SOHBETLER

XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM