Haberler:


“E‘ûzu bi kelimâtillâhit-tâmmâti min şerri mâ halag.”
“Yarattıklarının şerrinden Allah’ın tam olan kelimeler ine sığınırım.”
CUMA NASİHATLARI
DÜZENLİ SESLİ SOHBETLER
Huseyin Ebu Emre - Harun Yildirim - Düzenli Sohbetler
İHYA-DER SOHBETLERİ
GÖRÜNTÜLÜ CANLI SOHBETLER YOUTUBE
GÖRÜNTÜLÜ CANLI SOHBETLER DAİLYMOTİON
İhya ilim kültür Ahlak sosyal yardımlaşma derneği
Harman mahallesi Abdulhak Hamid Cadde 169/b Mamak/Ankara
İHYA-DER SOHBETLER
HARUN YILDIRIM SOHBETLER
Siteye üyelik kapalıdır bilginize
Yol gösterme, akıl verme, iyiliği isteme anlamındaki ‘nasihat’ bazen yanlışa, günaha, isyana yönelik olabilir. Kendi yaptıklarını doğru zanneden, inandığı bâtıl’ı en doğru yol kabul eden, hatta Allah’ın emrine aykırı davranmayı iyilik sanan kötü niyetli niceleri, başkalarına bu anlamda ‘nasihat’ ederler, onları kendi yanlışlarına ve hatalarına dâvet ederler. Nitekim şeytan Hz. Adem ile eşini, sonsuza kadar Cennet’te kalmaları için yasak meyveden yeme konusunda kandırdı ve sonra da ‘ben sizin için bir nasihatçıyım, öğüt verenlerd enim diye yemin etti’ (7/A’raf, 20-21).
İnsanları vitrin yaparak kendini ve dinini satan Belam lardan uzak durun. Ve onlara kuyruk olan zavallarılardan. Çünkü bunlar var oldukça siz islamı yaşayamayacaksınız. Ve birer zavallı olarak kalacaksınız. ONLAR da sizi vitrin olarak kullanmay a devam edecek... .



Gönderen Konu: Dürrü Meknun - Muhyiddin-i Arabi  (Okunma sayısı 1058 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı musluman

  • Musluman
  • ADMINISTRATOR
  • *
  • İleti: 10887
    • Rabbım duası kabul edilenlerden eylesin.
Dürrü Meknun - Muhyiddin-i Arabi
« : 23 Mayıs 2008, 09:14:13 »
Kaynak: Dürrü Meknun - Muhyiddin-i Arabi, Esma Yayınları,  Ter.Şevket Gürel, İstanbul-1982

1.   “Hak teala , ulu bir yılan yarattı.O yılanın dört başı vardır.Her başında da yediyüzbin  yüzü vardı.” Yalanı (S.17)
Hak Teâlâ, ulu bir yılan yarattı; başı ak inciden, vücûdu kızıl altından, gözleri yakuttan idi. Allah'ın emri ile yılan, Arş'ı yedi defa dolaşdı.   Büyüklük yalnız   Allah'a mahsustur ki, onu yarattı. Allah-ü Ekber el'azâmet-ü vel-kibriyâ.
Mevlâna İzzeddîn (R.) der ki: «O yılanın dört başı vardır. Her başında yedi yüz bin yüzü vardır. Her yüzünde bin ağzı, her ağzında bin dili vardır. Bu dilleri ile Allah-ü Teâlâ Hazretler ine bin türlü lisâniyle teşbih eder. Bir lisânı bir lisânına benzemez. Her teşbihinden bir cevher yâd edilir. Büyüklüğü bu dünyadan daha büyüktür. O yılanın bu dünya halkı sayısınca teşbihi vardır. Cümle teşbihi yakut ve zümrüt olur. Cennet içine saçılır. O yılanın ağzı Cennetin mukâbilindedir. Cennetin bütün cevherler i o yılanın tesbihind endir. Göklerin aydınlığı da o teşbihin nûrundandır. O yılan bu dünya yılanı gibi değildir. İnsan ondan nefret eder. O da Hak'kın bir mahlûkudur ki, Arş için yaratmıştır. Tâ ki Arş'ın büyüklüğünü bilsin.» Zira ululuk O'na yaraşır. Zât-ı kadîmdir. Hâlik'u Rab'bü'l âlemindir. O yılanın bin boynuzu vardır. Uzunluğunu ve büyüklüğünü yalnız Allah bilir. Arş, onun ortasında görünmez olmuştur.
Allah-ü Teâlâ emredip yerleri, gökleri, Arş'ı, Kürsî'-ri, Levh'i ve Kalem'i yut dese; arslanın sinek yuttuğu gibi yutar, boğazına bile inmez. Her zaman Arş, onun heybe-inden Allah'a sığınır.
Eğer Allah-ü Teâlâ'nın teşbihini okuyan, âyet diye buyursa, onun ününden Arş su gibi erir.
Rivayet olunur ki; Mi'râc Gecesi Seyyid-i Kâinat Mefhâr-ı Mevcudat Muhammed Mustafa (S.A.V.); o yıla-na nazar ettiğinde, yılan bir çok dillerle Rasûl Hazretler ine salâvât getirdi. Hak Teâlâ, ondan heybetini çekince az kaldı, Rasûlüllah'ın nurundan su gibi eriyecekt i. Rasûlüllah'tan şefâat diledi.

2.   “Beyazıd-ı Bistami’ye Haktan bir nida geldi ki” yalanı (S.38)
   HİKAYE: Beyâzıd-ı Bistâmi (R.) o kadar dünya lezzetler inden ve rahatından sakmırdı ki, nefsini zebûn etmek için yedi yıl koyun başı arzuladı. Sonra bir gün, nefsi gâlib geldi. Talebeler inden birini koyun başı almak üzere gönderdi. Başı, bir tabak ile getirip Beyazıd'ın önü ne koydular.
Beyâzıd:
«Ey köpek nefis, gel muradın neyse gör.» dedi. Allah'ın kudretiyl e bir köpek gelir, başı bir tamam afiyetle yer.
Beyâzıd köpeğe: «Aç ağzını göreyim. İyi ki senden kurtuldum .» der.
Hak'dan hitâb gelir ki:
«Yâ Beyâzıd. Sen de benim yanımda onunla birsin. Aç ağzını girsin.» der.
Beyâzıd,_ağzım açar: «Yeter ki gel gir." der.
Hak Teâlâ nefsi yarattı ve hitâb etti:   «Ben kimim?» dedi. Nefis : «Yâ ben kimim?» dedi. ;   Hak Teâlâ buyurdu:
«Nefsi, bin yıl aç bıraktı.»
Hak Teâlâ hitâb edince, nefis zebunlukl a:
 
    «Sen kavi olan kahhâr Allah'sın. Ben zaîf ve kahrol-muş kulum." dedi...

3.   “Hakta bir taş, bir öküz bir balık yarattı.” Yalanı  (S.43-44)
       Hak teâlâ bir taş yarattı, ki ululuğu yerlerden uluydu. Hak'kın emriyle o taşı öküzün altına koydular. Öküz karar tutu. Bu kez taş karar tutmadı. O öküzün boynuzu, yerlerin kazıklarından çıkmıştır. Ucu tâ arş altına erimiştir. O öküzün önünden kaçana beş yüz yıllık yoldor. önün kırkbin boynuzu ve kırkbin ayağı ve kırkbin ağzı ve kırkbin gözü ve kırkbin kulakları vardır. Hak'kın em-riyle bu yeri getirmiştir.
Ne zaman kımıldayıp harekete gelmek istese, Hak Teâlâ bir sivrisine k yaratıp ona havale etmiştir. Sinek gelerek kanatçıklarını çırparak burnuna girmek ister. Öküz de iki gözünü ve kulaklarını dikerek sineğe bakar ki, burnuna girsin diye sakin bekler. Ne güzel kadir bir kemâl, sâni' zülcelâl Allah ki, onun gibi canavarı zaîf bir şey ile korkutmuştur. Kuvvet ve kudret, ululuk, pâdişahlık O'na mahsûstur ki, nasıl isterse öyle yapa^. İşinde ve sanatında âczi yoktur. Bir'dir, Vâhit'tir, Ferd'dir. Ehad'dır. Lâilâhe illâhû kudretind e, hikmetind e Akıllar hayrandır.
O öküzün adı Belhû'dür. Sonra öküz bu   vecihle duracak. Bu defa taş karar tutmadı. Bu kez Hak Teâlâ bir balık yarattı. O balığın kırkbin kanadı ve kırk bin ayağı vardır. İkinci Belhû'dür. Eğer cümle denizleri, o balığın burnuna koysalardı, duymazdı.
Hak Teâlâ o balığın altında denizi yarattı. Sonra o balık taş altına girdi. O balık, bütün taş ve öküzü götürdü. Hak Teâlâ ona bir kuvvet vermiştir ki, altında bu zi-kir olunan şeyler var mıdır? haberi yoktur. O kadar büyük nesnedir ki, arkasında bu yerler çevrilmiştir. Başı ile kuyruğu yine Arş'ta buluşmuştur. Allahü ekber kebirâ.


4.   “Kaf dağını dört kişi gördü.” Yalanı (S.59)
KAF DAĞI
Bu Kâf dağı ki vardır. Firdevs-i a'lâ derelerin den bir gök taşıdır. Bu hava ve gök yüzünün lâciverd renginde görünmesine sebeb; o taşın Kâf dağına akseden ışığıdır ki, aksı havaya vurur, ondan dolayı gök görünür. Bundan dolayı havadan suya dokunduğundan gök görünür. Yoksa su, ne renktir kimse bilmez. Hangi kaba koysan, o kabın rengini gösterir. Ama aslı ve zâtı aktır. Delil odur ki, kâr beyazdır. Eriyince su olur. Su buz olsa gök görünür. Dehriz eylesek ak görünür.
Şimdi bu Kâf dağını görmüş kimse yoktur: Ancak dört kişi gördü. Onlardan rivayet olunur ki, sarp ve sessizdir . Bir tarafı deryây-ı umman ve bir tarafı ulu dağlarla çevrilidir. Hararette n dolayı kimse yanına Varama

5.   Kaf dağının acaiplikl eri yalanı (S.84)
   Dağların en acayibi, en büyüğü ve en muteber olanı «Kâf» Dağı'dır. Yer yüzünün dörtte biri insanlarl a kaplıdır. Kâf dağının acâyibleri pek çoktur. Zira Cennet inci-lerinden çıktı.
İskender-i Zülkarneyn, Kâf dağına vardığında bir melek elini yerin üzerine koymuş, duruyor gördü. İskender, ona selâm verdi ve:
«Ne için elini böyle tutuyorsu n?» diye sordu.
Melek:
«Yâ Zülkarneyn! Bu cümle emlâk ,yedi kat yer, taş, öküz, balık ve denizleri n hepsini yel götürür. Eğer bir saat elimi çekersem, bu söylediğim şeyleri yel alır, havaya atar. Hak Teâlâ celle ve âlâ bana öyle bir kuvvet vermiştir ki, bu mülklerin hıfzına beni memur etmiştir.» dedi.

6.   İslam’a aykırı bir masal (S.96-97)
       Delili bu hikâyedir ki: Bir gün bir kimse,   şeyhleri den birine bir hayli dünyalık   emânet bırakır ve ticaret için sefere gider. O kimsede emâneti evinin bir kenarına saklar. O mal sahibi seferde iken, ihtiyar şeyh dünyadan göçer. Yolcunun ona vasiyet etmesi aklına gelmez.
O kimse seferden gelir ve malım ister. Vasiyette bulunmadığı için çok kederleni r. Ehlüllâhtan bir aziz kimseye hâlini arzeder. O aziz kimse hayret ederek:
«Gel sana bir nasihat edeyim. Aklına inkâr ve tamah gelmesin. Böylece malını bulasın. Vefatından sonra o kimse ne yaptı? Var kendine sor.» der.
Yolcu : «Nasıl haber alayım?» dedi.
Şeyh: «Cuma gecesi cümle âlem gaflette iken Zemzem kuyusuna git. Başını zemzeme sarkıt, adı ile çağır,
ehli cennettir . Elbette sana -Lebbeyk- diyecek. Malımı nereye koydun, cevap ver? de.» dedi.
O da öyle yaptı. Fakat ne kadar çağırdı ise, cevap gelmedi. Tekrar o azize geldi:
«Bu kadar çağırdım, ses gelmedi.» dedi. Şeyh çıkıştı, ağladı .
«Allahü ekber! O kimse cehennem ehli olacaktır. Bizim hâlimiz nice olur. Şimdi Yemen'e git. Orada bir kuyu vardır. O kuyuya başını sarkıt. Çağır cehennemd en, sana cevap gelir.» dedi.
Yolcu Yemen'e vardı. Adı geçen kuyuya vararak çağırdı. O kimse hazin sesi ile : «Lebbeyk!» dedi. Yolcu :
«Emânet malı neyledin?» dedi. O kimseden :
«Tekkenin filân köşesine defin eyledim. Azrail Âley-hisselâm gelerek, bir heybet ile ruhumu   kabzeyled i ki, vasiyet etmeğe mecalim kalmadı.» diye ses geldi.